|
|
|
 |
| |
dunyaburda.com'te iyi eğlenceler.. |
 |
Türkü Hikayaleri : Yaşanmış
Türkü Hikayeleri ve Sözleri
Mihrali Bey Türküsü |
|
Birkaç Söz
Mihrali Bey'in köyünden (Acıyurt-Sıvas) olmam
dolayısıyla çocukluğum, hep bu yüce kişinin
kahramanlıklarını dinlemekle geçti. Halkımızın,
"İkinci Köroğlu", "İkinci Battal Gazi" olarak
vasıflandırdığı Mihrali Bey'i inceleyip yazmak fikri
de bundan kaynaklanmıştır.
1971 yılından itibaren bu konuda bilgiler toplamaya
başladım. Malzemeleri toplarken gördüm ki; Gazi
Ahmet Muhtar Paşa'nın Hatırat ve Mehmet Arif Bey'in
Başımıza Gelenler'i haricindeki yazılar (Bkz.
Bibliyografya 2, 5, 10, 11, 13) hep bu eserleri
tekrardan ibaret. Duyduklarımın ve bildiklerimin pek
çoğu yazılmamıştı. Araştırmalarımı derinleştirdim.
Halen sağ olan torunları ve bu sahada derlemeleri
bulunan amcam Beşir Sönmez ile irtibata geçtim.
Eksik bir kısım kalmaması için on üç yıl bekledim.
Saygıdeğer dostum Ali Birinci'nin de teşvikiyle
nihayet yazmaya karar verdim.
Mihrali Bey'in hayatı okunduğunda bazı bölümler,
okuyucularımıza mantıksız gelebilir. Şunu söyleyelim
ki; bunların hepsi de hakikattir. Bu yüzdendir ki,
halkımız onu yüceltmiş; bir destan kahramanı olarak
görmüş; hakkında sayısız destanlar söylemiştir.
Maalesef bunlardan pek azı elimizde mevcuttur.
Yayımlanan ve bilinen destanların haricinde, ben de
Tokatlı Âşık Püryâni'den üç destan derleyerek manzum
parçalar bölümüne ilave ettim.
Mihrali'ye "Mühür Ali" de denmektedir. Bu,
halkımızın yakıştırmasıdır.
Mihrali'nin hayatı, başlı başına bir film konusudur.
Yazımızı, konu bulmakta güçlük çeken, hatta basit
konularla Türk sinemaseverleri rahatsız eden film
şirketlerinin de dikkatlerine arz ediyoruz. Dileriz,
bu yazıdan haberdar olurlar....
(Sivas, 10. 4. 1984)
Yrd. Doç. Dr Doğan KAYA
MİHRALİ BEY'İN HAYAT HİKÂYESİ
Karapapak-Terekeme Türklerinden olan Mihrali, Tiflis
vilâyetinin Borçalı sancağına bağlı Darvas Köyü'nde
büyümüştür. Babası Memili, dedesi ise Allahverdi'dir.
Asil bir aileden olan Memili, Acem kızı ile evlenir.
Ondan Mehmet Ali, ikinci hanımından da Mihrali Bey,
İsa Bey, Memmedalı ve Ali Bey doğmuştur. İki de kızı
vardır: Huri ve Kezban.
Daha, küçük yaşlarda ata binmeye, silah kullanmaya
başlayan Mihrali, kısa boylu, etine dolgun, kara
yağız ve sevimli biridir. Genç yaşlardaki gözü
pekliği, cesareti, mertliği ve çevikliği dillerde
söylenir olmuştur.
Mihrali, on yedi yaşındayken babasını kaybeder.
Ruslar, Mihrali ve kardeşlerinin uğraşmaların
rağmen, Abdullah Ağa'nın Müslüman mezarlığına
gömülmesine izin vermez ve Karapapakların
inançlarına, adetlerine ters düşen bir usulle kendi
mezarlıklarına gömerler.
Civar köylerde bulunan Karapapaklar, Çerkezler,
Çeçenler, Lezgiler Darvas Köyü'ne gelip başsağlığı
dilerler.
Mihrali, o gece rüyasında babasını görür. Babası
hiddetlidir. "Utanmıyor musun? Beni o mezarlığa
nasıl gömdürdün? Yazıklar olsun sana! Eğer benim
na'şımı bu kafirlerin içinde korsan, hakkım haram
olsun." der.
Rüyanın etkisiyle aniden uyanan Mihrali, yatağından
fırlar. Babasının hayali gözünün önünden hiç gitmez.
Kılıcını beline bağlar, hançerlerini kuşağının
arasına sokar, yanına kazma kürek alır, dışarı
çıkar. Vakit gece yarası olduğu için köy halkı derin
uykudadır. Mihrali, doğruca mezarlığa gider.
Kısa boylu olmakla beraber, çevikliği sayesinde bir
hamlede yüksek duvardan atlar. Nöbetçilere
görünmeden babasının mezarına gelir. Mezarı kazar ve
babasını çıkarır. Bir an önce oradan uzaklaşmak
düşüncesiyle babasını omuzlar, koşar adımlarla
mezarlıktan ayrılır. "Dur! Eller yukarı!" sözüyle
hareketsiz kalır. Nöbetçiler, na'şı yere bırakmasını
söyler. Mihrali bırakır ama, bırakmasıyla beraber,
onların üzerine sıçrar. Dövüşmedeki mahareti
sayesinde, nöbetçileri öldürür.
Mihrali, babasını tekrar omuzlayıp Müslüman
mezarlığına getirir, defneder. Sabaha doğru evine
gelir. Olup biteni ağabeyi İsa'ya ve annesine
anlatır. Kaçıp dağa çıkmaya karar verir.
Mihrali, Keçeli Köyü'ne gider. Orada baba dostu
Ahmet Ağa'nın evine misafir olur. Yaptıklarını Ahmet
Ağa'ya ve karısına anlatır. Bu arada gönül verdiği
Bahar'ı da orada görür.
Mihrali'nin yaptığı işi ertesi gün herkes duyar.
Tiflis Valisi'nin emri üzerine köyü ararlar. O'nun
Keçeli'ye gittiğini öğrenirler. Keçeli'de Ahmet
Ağa'nın evini kuşatırlar. Mihrali, içeride atına
biner; mahmuz vurmasıyla şaha kaldırır. İkinci
mahmuzla yel gibi ahırdan çıkar. Kapı önündeki iki
askeri tepeleyip ve kendini atın karnına saklayıp
süratle oradan uzaklaşır. (Mihrali, atıcılıkta
olduğu kadar, binicilikte de çok ustadır. At, son
sürat koşarken karnından dolaştığı, atın sırtında
ayakta durduğu yahut amuda kalktığı, bu haldeyken
istediği hedefi vurduğu söylenir.)
Mihrali, gece yarısından sonra evlerine gelir.
Annesiyle gizlice konuşup ona veda eder; Darvas'tan
uzaklaşır. O geceyi dağda geçirir. Ertesi gün, bir
çobana rastlar; yanında karnını doyurur. Emin yer
olarak düşündüğü İran'a geçer.
Tiflis valisi, Mihrali'yi ellerinden kaçırdıklarını
öğrenince, ileri gelenleri toplar, onlara hakaret
eder. kumandanlar, askerleriyle etrafa yayılır,
uğradıkları köylerde, Türklere zulmeder. Bu sırada
Tavşankuloğlu Hüseyin'le Dalaverli Mansur da
dağlarda eşkıyalık yapmaktadırlar. Bütün bunlar Çar
II. Aleksandr (1855-1881)'ın kulağına gitmiştir.
Türk eşkıyalarının yakalanması için emir verir.
Bunun üzerine aramalara hız verilir.
İzini kaybettirmiş bulunan Mihrali'nin nerede
olduğunu, Keçeli Köyü'nden Hacı Veli, Ruslara ihbar
eder. Vali de bunu bir mektupla Çar'a bildirir.
Mihrali'nin İran'da olduğunu haber alan Çar, Şah'a
bir nâme yazarak Mihrali'nin yakalanıp
gönderilmesini ister.
İran zaptiyeleri, Mihrali'nin bir handa kaldığını
öğrenir ve oraya gider. Durmadan şüphelenen Mihrali,
üst kattan askerlerden birinin atına atlayarak
oradan uzaklaşır. Tekrar, Rusya topraklarına geçer.
Evlerine gider, annesi ve kardeşleriyle görüşür.
Ağabeyi İsa, Mihrali'ye, kendilerine baskı
yaptıklarını, yalnız başına bir şey yapamayacağını,
Dalaverli Mansur ve Tavşankuloğlu Hüseyin'le
birlikte olmasının lâzım geldiğini söyler. (Dalaverli
Mansur, çobanına kızıp onu bıçağı ile öldürmesi
üzerine; Tavşankuloğlu Hüseyin de zengin bir Türk'ü
yaralayıp Ruslara teslim olmamasından dolayı dağa
çıkmıştır. Fakir olan Hüseyin, gençliğinde aç
kaldığı vakitler, mal yayan çocukların ekmeklerini
alıp; "Siz tavşan kulağı yapayım." diyerek, sağından
solundan yiyip karnını doyururmuş. Hüseyin'e bu
yüzden Tavşankuloğlu lakabı verilmiştir.)
Mihrali, ertesi gün bir çobanla Mansur'a ve
Hüseyin'e haber gönderir. Bilahare onlarla buluşur.
Birlikte gezmeye başlarlar. Bir Rus öldüren
Keleninoğlu Hüseyin de bunlara katılır. Rusların
Türklere yaptıkları zulüm karşısında, Mihrali ve
arkadaşları da Rus köylerine dehşet saçarlar.
Dördünün şöhreti de günden güne yayılır.
Her gün valiye şikâyetler yağmaya başlar. Durumdan
haberdar olan Çar II. Aleksandr, devlet erkânı ile
toplantı yapar. Sonuçta, suçları az olan Mansur ve
Tavşankuloğlu Hüseyin'in suçlarını bağışlarlar.
Mihrali'yi yakalayanı, rütbe ve para ile taltif
edeceklerini halka bildirirler.
Haberi alan Mansur ile Tavşankuloğlu Hüseyin gizlice
anlaşır; Vali'ye giderek teslim olurlar. Teslim
olmakla kalmaz, Darvas'a gidip Mihrali'nin ailesine
eza-cefa yaparlar. Hatta Mansur, Mihrali'nin ağabeyi
Mehmet Ali'yi öldürür. (Bir söylentiye göre de
karısını dağa kaldırır.) Bu duyan Mihrali de
Mansur'un karısını dağa kaldırıp kurduğu çadıra
hapseder. Kardeşi Ali'yi de nöbetçi koyar.
Durumu öğrenen Mansur, Mihrali ile teke tek
karşılaşmaya cesaret edemez. Tiflis Valisi'nin
yanına çıkıp ondan yardım ister. Vali, Mansur'un
emrine beş yüz atlı verir. Aynı zamanda, T. Hüseyin
de Mansur'un kuvvetine yakın bir kuvvet tedarik
eder.
Dalaverli Mansur, etraftaki Türk köylerini
Mihrali'nin aleyhine kışkırtır. Ailesinin dağa
kaldırıldığını da hatırlatarak, başına gelenlerin,
ileride kendilerine de yapılabileceğini söyler.
Bütün bu gayret sonunda işe yarar. Mihrali'nin baba
dostu Garip Ağa, Maraşlı Köyü'nden yedi kardeşin en
büyüğü Musa Çavuş da Çerkezlerden çok sayıda gönüllü
toplayarak her koldan Mihrali'yi aramaya başlarlar.
Mihrali, aradan bir ay geçtikten sonra, Mansur'un
karısını evine bırakır. Bu müddet içinde ona hiç
dokunmamıştır. Arkadaşlarını toplar, bir müddet
dağılmalarını söyler. Kendisinin de Osmanlı
topraklarına geçeceğini belirtir. Keleninoğlu
Hüseyin'in ısrarları karşısında, kendisiyle beraber
gelmesini kabul eder.
Keleninoğlu Hüseyin'in, babasıyla vedalaşmak için
köyüne gider. Hüseyin'in köye geldiğini gören bir
Türk, Ruslara yaranmak gayesiyle, köydeki Rus
askerlerine O'nu ihbar eder. askerler babasını
çağırıp Hüseyin'in teslim olması için O'nu ikna
etmesini isterler. Aksi takdirde evi ateşe
vereceklerini söylerler. Hüseyin, teslim olmaz. Evin
üstündeki otluğu ateşe verirler. Hüseyin boğulacak
hale gelir. Babası; "Teslim ol!" diye üstüne üstüne
gelirken, onu bacağından hafifçe yaralar. Aksi
takdirde, onlar babasını öldüreceklerdir. Derhal
dışarı çıkar ve iki Rus askerini öldürür. Fakat,
başına yediği kurşunla cansız yere düşer.
Keleninoğlu Hüseyin gibi bir yiğitin ölümü,
Mihrali'ye çok dokunur. Hayatı boyunca, Onun
mertliğinden sitayişle bahsetmiştir. "Hüseyin,
üç-beş yüz atlıma bedeldi." demiştir. Daha fazla
Rusya'da kalamayacağını anlayan Mihrali, Osmanlı
topraklarına girer, Çıldır'a gelir.
Mihrali'nin Osmanlı toprağında olduğunu öğrenen Çar,
yakalanıp iade edilmesi için Osmanlı padişahı Sultan
Abdülaziz (1861-1876)'e nâme yazar. O sırada
sadarette Mahmut Nedim Paşa vardır. padişah durumu
sadrazamla görüşür; Mihrali'nin yakalanması için
Erzurum valisine haber gönderir.
Birkaç defa sıkıştırılan Mihrali, hepsinden
kurtulmayı başarır. Bu arada iki Türk askerini
öldürür. Her yerde arandığından tekrar Rusya
topraklarına geçer.
Mihrali'nin Rusya'da olduğunu öğrenen Mansur,
Tavşankuloğlu Hüseyin, Garip Ağa ve Musa Çavuş dört
bir taraftan takibe koyulurlar. Her birinin emrinde
400-500 kişilik atlı vardır.
Bu gruplardan Mihrali'ye ilk rastlayan Musa Çavuş
olur. Mihrali, atı otlamakta, kendisi de dinlenmekte
iken gayrı ihtiyari geriye bakar. Musa Çavuş'un
kendisine doğru geldiğini görünce atına atlar ve
kaçar. Fakat, Musa Çavuş yetişir. Mihrali, peşini
bırakması için O'na yalvarır; aksi halde öldürmek
mecburiyetinde kalacağını söyler. Musa Çavuş,
ısrarla üstüne üstüne gider. Bunun üzerine aniden
dönen Mihrali, Musa Çavuş'u kılıcıyla yaralar,
oradan uzaklaşır. Atlıların bir kısmı Musa Çavuş'un
yanında kalır, diğerleri Mihrali'yi kovalar. Mihrali,
atına son hızı vererek uçuruma doğru sürer. Bir
hamlede karşıya geçer. Arkasından gelenlerin
bazıları, hızını alamayıp uçuruma yuvarlanır. Bunu
gören diğer atlılar durur. Mihrali: "Benim sizlerle
işim yok. Peşimi bırakın. Dilerim Musa Çavuş'a bir
şey olmamıştır." der ve oradan uzaklaşır.
Atlılar, Musa Çavuş'u Maraşlı Köyü'ne babasının
yanına getirirler. Fakat yolda çok kan kaybettiği
için bütün müdahalelere rağmen kurtarılamaz ve ölür.
Mihrali, arada sırada köyüne uğrar, yakınlarıyla
görüşür. Aynı zamanda Musa Çavuş'un ölümü üzerine
aramalara daha da hız verilir. Garip Ağa, Mihrali'yi
bir yerde kıstırır. Düzlükte bir kovalamaca başlar.
Bir an gelir ki, ikisinin de atları yan yana koşmaya
başlar. Garip Ağa Mihrali'nin teslim olmasını
isterse de ikna edemez. Kılıcıyla hamle eder.
Mihrali hepsini savuşturur. Ekmeğini yediği bu baba
dostuna, el kaldırmak istemez. Fakat onun kendisini
öldürmek istemesi üzerine kılıcını çeker, kuvvetli
bir hamle ile öyle bir savurur ki, Garip Ağa'nın sol
bacağını dizinden koparır. Atlılar, takip etmek
isterlerse de Garip Ağa müsaade etmez. Atlılar, onu
alıp köyüne getirirler. (Bir söylentiye göre de
Mihrali bu sırada Garip Ağa'yı öldürmüştür.)
Mihrali, gizlice annesiyle görüşür. Ona, Bahar'ı
kaçıracağını söyler. Annesi vazgeçirmeye çalışırsa
da başaramaz. Keçeli Köyü'ne gider ve Bahar'ı
kaçırır. Artık, yanında bir de kadın olduğu için
işleri de zorlaşır. Bu yüzden, Bahar'ı, bazı kereler
güvendiği kimselerin yanına bırakır.
Bir ara, takipçilerden Tavşankuloğlu Hüseyin,
Mihrali'nin yerini öğrenir, derhal oraya gider.
Mihrali yanında Bahar olduğu için pek kaçamaz.
Tavşankuloğlu Hüseyin, arkalarından yetişir.
Kılıcını vuracağı sırada bunu gören Bahar, korunmak
için sağ kolunu kaldırır. Tavşankuloğlu Hüseyin,
kılıcını indirir, Bahar'ın sağ elinden üç parmağını
keser, Mihrali'yi de başından yaralar. Mihrali can
acısıyla geri döner. Tüfeğini ateşlemek isterse de,
tüfek ateş almaz. Atını mahmuzlar, Hüseyin'e
yetişir. Kılıcını sallar, ama vuramaz. Kılıç atın
kuyruğunu keser. Hüseyin'in kaçtığını gören adamları
da irkilir ve geri döner.
Mihrali, bir dere kenarına gider. Bahar, Mihrali'nin
kanlarını temizler. Tülbendini çıkarıp başını sarar.
Yara derin olduğu halde, Mihrali aldırış etmez.
Atına biner, Bahar'ı emin bir yere bırakır; oradan
ayrılır.
Mihrali, Osmanlı topraklarına geçer. Bir ihbar
üzerine yaralı olduğu halde yakalanır. Gözlerini
açtığında, kendini elleri ve kolları zincire
bağlanmış olarak, Kars hapishanesinde bulur. Burada
başkaları da vardır; fakat, sadece kendisi bağlıdır.
Mihrali'nin kendine geldiğini görence, Âşık Ahmet
adındaki bir Türk, Yanına yaklaşır, Mihrali'yi
konuşturur. onun meşhur Mihrali olduğunu öğrenince
şaşırır. Mihrali, Aşık Ahmet'ten hapishane hakkında
bilgiler alır. Birlikte kaçmaya karar verirler.
Aşık Ahmet, ziyarete gelen karısına her gelişinde
bir şey getirmesini söyler. O da, ekmeğin içine eye,
vücuduna çekiç ve benzeri eşyalar saklayıp peyderpey
kocasına getirip verir.
Yarası cerahat bağlamış ve çok bitkin bir durumda
olan Mihrali, hapishane arkadaşlarının, en zayıf bir
yerden tünel açmalarını ister. Mahkumlar, geceleri
sesiz ve gizlice söylendiği şekilde çalışırlar.
Tünelin ağzı, maalesef nöbetçilerin bulunduğu yere
denk gelir. Mihrali, son taşı çıkarmamalarını, belki
bir gün lâzım olacağını söyler.
Bu arada, Mihrali'yi -yaralı olduğundan- sırtta
mahkemeye götürürler. Mahkemede idamına karar
verirler. Kararla ilgili evrak, önce Erzurum'daki
Temyiz Divanı'na, sonra İstanbul Temyiz Mahkemesi'ne
tasdike gönderilir; padişahın imzasına sunulur.
Mihrali ise zindana döndüğünde, durumdan
arkadaşlarını haberdar eder. kaçacağını, isteyenin
de kendisi ile birlikte gelebileceğini söyler. Bir
gece yarısı Âşık Ahmet'le birlikte mahkumları
ayaklandırır. Kan gövdeyi götürürken, Mihrali, bu
arada kendisini duvara bağlayan zincirleri keser.
Âşık Ahmet'le önceden kazılmış tünele girer. Son
taşı kaldırırlar. Mihrali, daracık delikten güçlükle
çıkarken, nöbetçi görür. Mihrali'nin kaçmasına
fırsat vermeden, süngüsünü bacağına saplar. Mihrali,
süngüyü kavrar. Nöbetçi tüfeği çektiğinde, süngü
Mihrali'nin bacağında kalır. Mihrali, ani bir
hareketle süngüyü çıkarır ve gayet ustalıkla
fırlatır. Süngü, nöbetçinin gırtlağından girer;
nöbetçi yere cansız düşer. Âşık Ahmet, korkusundan
tünelden çıkamaz ve zindana döner.
Mihrali sürüne sürüne zindanın karşısındaki tavlaya
girer. Tavlada, atlar için hazırlanmış otluğun içine
kendini bırakır. Orada iki gece üç gündüz kalır.
Zindandaki ayaklanma önlendikten sonra, mahkumlar
sayılır; Mihrali'nin olmadığı görülür. Hemen, dört
bir yana atlılar çıkarılır. Bütün aramalara rağmen,
atlılar elleri boş dönerler.
Mihrali, üçüncü gece biraz kendine gelir. Ayakları
hala zincirle bağlı olduğu için onları eye ile
kesmek ister; zincirin kalınlığı, eyenin küçüklüğü
dolayısıyla kesemez. Bu halde, ata binemeyeceği için
başka çareler arar. Sonunda topuğunu kesip demir
bilezikleri çıkarmaya karar verir. Topuğunu
kesmesiyle müthiş bir acı duyar, fakat buna
katlanır. Gömleğinden bir parça yırtar, topuğuna
sarar. Başından, dizinden ve topuğundan yaralı olan
Mihrali, bu yönüyle azim, sabır ve cesaret timsali
gibidir. Ellerindeki bilezikleri ise kesmez. Zira,
kafi miktarda yarası vardır. biraz otla sarındıktan
sonra, bir delikten kendisini aşağıya bırakır.
Otların üzerine düştüğünden ses çıkmaz ve canı fazla
acımaz. İçeride, sıra sıra atların olduğunu görür.
Gözüne iyi bir at kestirir. Sonra başka bir atın
sırtından ter keçesini çıkarır, bineceği atın
ayaklarına bağlar. Zira, zemin taş olduğu için ses
çıkarabileceğini düşünür. Havanın sıcaklığı
dolayısıyla çift kapının açık olmasından da istifade
ederek, atına atlar ve son sürat oradan uzaklaşır.
Gece yarısı Maraşlı'ya gelir.
Mihrali, Maraşlı'da ilk rastladığı evin kapısını
vurur. Bu ev, daha önce öldürdüğü Musa Çavuş'un
babasının evidir. Mihrali'yi içeri alıp yatırırlar.
Mihrali olup bitenleri anlatır. Adam Mihrali'ye ses
çıkarmaz. Üstelik su ısıttırır ve bir tekne içinde
onu yıkar, yaralarını temizler, merhem çalar. Süt
içirttikten sonra, istirahatını temin eder.
çocuklarını başına toplar. Evlerinde Mihrali'nin
olduğunu, böyle mert birisine ölen kardeşlerinden
dolayı kalleşlik etmemelerini söyleyerek onları ikna
eder. bu arada Mihrali'nin tavladan çaldığı at
damgalı olduğu için çocuklarına bu atı çok uzaklara
bırakıp dönmelerini söyler. Sabahleyin altı oğlu ile
beraber Mihrali'nin yanına gider; kendilerini
tanıtır. Mihrali irkilir. Adam; "Biz seni Musa
Çavuş'un yerine koyduk. Sen de bundan böyle bizim
oğlumuz sayılırsın." der. Mihrali'ye bir ay
bakarlar. Gideceği zaman, iyi bir at ile Musa
Çavuş'un kılıcını verirler. Adam, altı oğlunu
Mihrali'nin yanına katar ve uğurlar.
Bu sırada 93 Harbi (1877-1878) patlak verir.
Osmanlılar hem kuzeybatıda hem de doğuda Ruslarla
savaşır. Doğuda Rus ordusunun başında Loris Melikof,
Osmanlı ordusunun başında da Ahmet Muhtar Paşa
vardır.
Mihrali, atlılarını yanına alır, 120 kişilik
çetesiyle Ruslara yapmadıklarını bırakmaz. Ruslar,
bu belâlı Karapapak ile baş edemeyeceklerini
anlayınca, "Orduya hizmet" şartıyla bağışlar.
Mihrali ise, Kars kumandanı Hüseyin Hami Paşa'ya
gizlice haber göndererek affedilirse, Osmanlılar
safında mücadele vereceğini bildirir. Mihrali'nun bu
teklifi kabul edilir.
Beri taraftan, Dalaverli Mansur (muhtemelen albay)
ve Tavşankuloğlu Hüseyin (muhtemelen binbaşı) üst
rütbelerdedirler. Maalesef Karapapak olmalarına
rağmen Osmanlılara karşı savaşırlar*.
Mihrali, kuvvetleriyle Çıldır'a gelir. Yanına
kardeşi Ali Bey'i de almıştır. Kendisine binbaşılık,
Ali'ye de mülazımlık rütbesi verilir.
Bir gün, T. Hüseyin'den bir mektup alır. Hüseyin,
Mansur'la arasının açıldığını, isterse emrine
girebileceğini yazmaktadır. Mihrali, kabul eder.
böylece, T. Hüseyin de Osmanlı'ya iltica eder. O'na
da binbaşılık rütbesi verilir.
93 Harbi'nin temmuz-ağustos aylarında, muharebe
iyice kızışır. Mihrali, Kars'ın Göle cihetinde,
kendinden en az on misli fazla bir kuvvetle
karşılaşır. Mihrali, tüfek ve kılıçla taarruz emrini
verir. Saldırı anında, Mihrali'nin atı, göğsünden
bir kurşun alır, yere kapaklanır. Mihrali, üç-dört
metre ileriye düşerken perende atıp iki ayağı üstüne
kalkar. Aynı anda tüfeğini ateşleyerek atını vuran
askeri, alnından vurur. Kendisine yaklaşan bir
askeri de kılıcıyla bertaraf ettikten sonra onun
atına atlar, düşman saflarına dalar. Askerler bir
müddet sonra kaçmaya başlar. Çemberi yaran Mihrali,
önüne çıkan düşmanı tepeleyip on dört bakkaliye
arabasını alır ve Kars Kalesi'ne döner. Kaleyi
dıştan kuşatan askerlerin de çemberini yararak
kaleye girer. Haftalardır, aç, susuz kalan askerler,
gelen malzemeleri görünce bayram eder.
Haberi alan Anadolu Harp Ordusu Başkumandanı Ahmet
Muhtar Paşa; Mihrali'yi tebrik ve taltif eder. Fakat
bu kuru erzak, askere kafi gelmez. Aylardır ete
hasret olduklarından hepsi de bitkin düşmüştür.
Hatta bu yüzden, Ahmet Muhtar Paşa, geri çekilme
kararındadır. Bunu duyan Mihrali, Ahmet Muhtar
Paşa'nın yanına gider, kararından vazgeçmesini
söyler.
Güvendiği adamları yanına alarak, düşman sınırından
içeri dalar. Haradan, yüz elli kadar kadana at ile
ahırlardan binin üstünde koyun çıkarıp çemberi
yararak Ahmet Muhtar Paşa'ya getirir. Paşa'nın
sevinçten gözleri yaşarır. Sonuçta, Kars,
muhasaradan kurtulur.
Ahmet Muhtar Paşa, bunun üzerine Mihrali'yi çekilen
Rus ordusunun üstüne gönderir. Mihrali, Göle
Nahiyesi'nin Demirkapı Köyü'nde bir alay düşman
süvarisini kaçırır. Karşısına başka bir alay çıkar.
Zekası sayesinde bunları da alt eder: Kendisi güya
kaçıyormuş gibi yapar. On misli düşman da kovalamaya
başlar. Pusudaki seksen askeri, bunlara ateş ederek
iki bölüğü dağıtır. Mihrali de aniden dönerek
bunlara destek olur. Planın ustalığı sayesinde iki
şehit, dört yaralıya karşı yüzden fazla cesedi ile
düşmanı bozguna uğratır.
Paşa'nın sonsuz güvenini kazanan Mihrali, bu sefer
Gümrü-Tiflis yolu üzerinde Ağbulak ve
Parmaksızköprü'deki askeri mevkilere ait telgraf
tellerini kesmeye memur edilir. Mihrali, 130 kadar
süvarisiyle sekiz gün boyunca erzak kollarını vurur,
telgraf tellerini keser, müfrezeleri tepeler,
düşmanı çaresiz ve kımıldamaz bir hale getirir.
Düşmanın yetmişe yakın can kaybının yanında, kendisi
dört şehit ve sekiz yaralı ile döner.
Ahmet Muhtar Paşa'nın Mihrali'nin bu
kahramanlıklarını payitahta bildirmesi sonucu,
Mihrali'ye II. Abdülhamit (1876-1909) tarafından ilk
Mecidiye Nişanı verilir.
Mihrali, daha sonra Paşa'dan izin alarak, Rus
sınırından içeri girer. Köyü Darvas'a gelir.
Akrabasını ve diğer Karapapakları toplayarak
Osmanlı'ya göç eder. Kafilede kardeşi İsa Bey,
karısı Bahar, kardeşi Mehmet Ali'nin oğlu Rüstem,
kundaktaki oğlu Rüştü de vardır. Mihrali; "Belki ses
çıkarır." diye oğlu Rüştü'yü, bir çalının dibine
bırakır. Bahar Hanım, ağlar. Görümcesi Huri Hanım,
kara ve soğuğa aldırış etmeyerek hemen atını geri
çevirir, çalının dibinden Rüştü'yü alır, kafile
sınırı geçmekte iken onlara yetişir.
Mihrali, daha sonra Erzurum Müdafaası'nda yer alır.
Aziziye baskınından sonra, düşman, dört alayla
Erzurum'u batıdan çevirmek ister. Muhtar Paşa,
bunların üstüne üç-dört yüz süvari gönderir. Mihrali,
bu cenkte ağır yara alır. 12 Kanunuevvel 1877'de (12
Aralık 1877) A. Muhtar Paşa İstanbul'a çağırılır.
O'nun gitmesi üzerine Mihrali de artık orada
kalamaz. A. Muhtar Paşa, Mihrali'ye bir kızak
hazırlattırır. Kendisi İstanbul yolunu tutarken
Mihrali de kafilesiyle Sivas'a doğru yol alır.
Mihrali, Sıvas'ta Ulaş Bucağı'na bağlı bugünkü
Acıyurt Köyü toprağına gelir. Karapapaklar da
çevrede kendilerine yer bulurlar. Mihrali Bey,
bugünkü Konak (Acıyurt'un mezrası)'ta mesken tutar.
Acıyurt, halk ağzında; "Büyük Köy, Papaklı Köyü,
Mihrali Bey'in Köyü" gibi adlarla anılır.
Tavşankuloğlu Hüseyin, Kuşkayası Köyü'ne yerleşir.
Bugün Kangal, Uzunyayla civarında 30-40 pare
Karapapak köyü vardır. Buralara yerleşmekte, devlet
onlara herhangi bir güçlük çıkartmamıştır. Zira, II.
Abdülhamit, Mihrali ve ahfadının dilediği yerde
yerleşmesini serbest bırakmıştır. Mihrali, Sıvas'ta
40. Hamidiye Süvari Alayı'nı kurar.
Göçten on iki yıl sonra (1899) Kurt İsmail Paşa*,
Mihrali Bey'in yanına geldi. Bağdat'ta amansız bir
eşkıyanın olduğunu, Arapları Osmanlılar aleyhine
kışkırttığını söyler. Mihrali Bey, bunun üzerine
atlılarını toplar, Kurt İsmail Paşa ile Bağdat'a
gider. Bağdat Valisi Mehmet Fazıl Paşa (?), bunlara
izzet ikramda bulunur. Mihrali, eşkıyaya teslim
olması için haber gönderir. O da bir şey
yapmayacaklarına dair şeref sözü alarak teslim olur.
Mihrali Sultan Abdülhamit'e eşkıyanın teslim
olduğunu ve bağışlanmasını bildirir ve bağışlanır.
Bağdat'ta vali ve eşkıya, Mihrali'ye iyi cins Arap
atları hediye ederler. Mihrali, Kurt İsmail Paşa ile
geri döner.
Bu olaydan sonra Mihrali'nin ünü daha da yayılır.
Bir gün, beyler ve ağalar Kangal'da sohbet ederken,
Kangal Kaymakamı içeri girer. Herkes ayağa kalkar,
Mihrali kalkmaz. Kaymakam, hiddetlenir. Mihrali de
gazaba gelip, kaymakamı döver. "Sen kim oluyorsun da
bana ayağa kalk diyorsun? Seni kalaycı çırağı
seni!..." der . Kaymakam bu olayı vali Reşit Paşa'ya
anlatır. "Seni kalaycı, beni de çırağın yaptı." der.
Buna fazlasıyla içerleyen vali, durumu Sultan
Abdülhamit'e bildirir. Sultan da; "Bir adamı bana
çok mu gördünüz? O, benim yularsız aslanımdır." diye
haber gönderir.
Mihrali ile Vali'nin arasının açılmasına, başka bir
olay daha sebep olmuştur: Bir at yarışında,
Mihrali'nin Karakütük adlı atı da vardır.* Yalnız bu
atın bir özelliği vardır; silah atılmadan, silah
sesi duymadan iyi koşamaz. Vali, bunu bildiği için
silah atılmasını istemez. İki taraf da anlaşır.
Yarış başlar. Karakütük hep geride kalır. Kuşkayası
Köyü'nden Karapapak Çopur Ali, buna tahammül edemez.
"Mihrali'nin atı olsun da geride kalsın bu ne
demektir?" diyerek silahını ateşler. Sonuçta
Karakütük birinci olur. Vali, bunu Mihrali'nin planı
olarak telakki eder.
Bu sıralarda, Yemen İsyanı baş gösterir. Bilhassa
İngilizlerin teşvikiyle Osmanlılara sık sık isyan
bayrağı açan Araplar, gün geçtikçe işi azıtırlar.
Mihrali'yi çekemeyen Vali Reşit Paşa; "Bu isyanı
bastırsa bastırsa, Mihrali bastırır." diye
Abdülhamit'e haber gönderir. Niyeti, Mihrali
belasından (!) kurtulmaktır. Padişahtan gelen haber;
"Dilerse gider, dilerse gitmez. Ben, O'nu her şeyde
serbest bıraktım." şeklindedir. Durum Mihrali'ye
bildirildiğinde; "Gitmem." demeyi yiğitliğine
yediremeyip atlısını toplayarak yola çıkar. Adana'da
büyük bir kalabalık Mihrali'yi karşılar. "Oralar
sıcaktır, sıcağına dayanamazsınız." diye
vazgeçirmeye çalışırlar. Mihrali, geri dönmeyi
gururuna yediremez. Yola çıkar ve bir zaman sonra
Yemen'e varır. Yanındaki kardeşi bu sırada
yüzbaşıdır.
Kimsenin baş edemediği ve bir zamanlar eşkıya iken
sonradan büyük bir vatansever olup vatanına
hizmetler yapan bu destan kahramanı Mihrali,
Yemen'in sıcağına dayanamaz, hastalanır ve orada
ölür (1906). Atlılarından çoğu da telef olur. Ancak,
üç-beş kişi geriye döner. Bunlardan bazıları Acıyurt
Köyü'nden Yüzbaşı Ahmet, Yetim İsmail, Mahmut Çavuş;
Kurdoğlu Köyü'nden Gökçe Çavuş, Kuşkayası Köyü'nden
T. Hüseyin'dir. Mihrali'nin kardeşi Ali Bey ise
Yemen dönüşü gemide öldürülmüştür. Bir söylentiye
göre, Sıvas'taki Karapapakların lideri olmak için
Ali Bey'i, Tavşankuloğlu Hüseyin öldürmüştür.
Mihrali Bey'in oğlu Rüştü Bey ise 1932'de vefat
etmiştir. |
|
|