|
ÖNSÖZ
Bazı okuyucular bu kitabı gördüklerinde, kitabın konusunun kendilerini
pek ilgilendirmediğini düşünebilirler. Kendi kendilerine, küçük bir böcek
hakkında yazılmış olan bir kitabın hem onlara pek bir şey ifade etmeyeceğini,
hem de içinde bulundukları "yoğun tempo" nedeniyle bu tür bir
kitaba ayıracak zamanları olmadığını söyleyebilirler.
Buna
karşın aynı kişiler, belki de ekonomiyle ya da siyasetle ilgili bir araştırma
kitabını ya da bir romanı daha çekici ve daha "yararlı" bulurlar.
Ya da başka konulardaki kitapların kendilerine çok daha fazla katkıda
bulunacağını sanırlar. Oysa gerçek şu ki, şu anda elinizde tuttuğunuz
kitap, onu okuyan kişiye şimdiye dek okuduğu pek çok kitaptan çok daha
fazla "yararlı" olacak, ona çok daha fazla katkı sağlayacaktır.
Çünkü bu kitap, örümcek denen bu küçük hayvanın özellikleri hakkında detaylı
bilgiler vermek için yazılmış bir biyoloji kitabı değildir. Kitap, örümceği
konu edinir, fakat yönelttiği hayati gerçek ve verdiği mesaj son derece
önemlidir.
Bir anahtar gibi... Anahtar tek başına oldukça önemsiz gözüken bir alettir.
Onu daha önce hiç anahtar görmemiş, dolayısıyla anahtar ile kilit arasındaki
ilişkiden haberi olmayan bir insana verirseniz, elindeki şeyi anlamsız
ve işe yaramaz bir metal parçası olarak görecektir. Oysa bazen bir anahtar,
açtığı kilidin arkasındaki şeye göre, dünyanın en değerli şeylerinden
birisi olabilir.
Bu kitap da, örümceği tek başına bir konu olarak ele almak amacıyla değil,
onu bir "anahtar" olarak kullanmak amacıyla yazılmıştır. Bu
anahtarın açtığı kilidin arkasındaki gerçek ise, bir insan için tüm yaşamı
boyunca karşılaşabileceği en büyük gerçektir. Çünkü bu gerçeği çarpıtmak
isteyen kişilerin ortaya attığı evrim teorisinin ne kadar asılsız bir
teori olduğunu ortaya koyar ve insanoğlunun tarihin başından bu yana bulmak
için uğraştığı sorulara cevap verir. "Ben kimim? Ben ve içinde yaşadığım
evren nasıl var oldu? Yaşamımın anlamı ve amacı nedir?" benzeri hayati
soruların gerçek cevabı, söz konusu kilidin arkasındaki gerçektir.
Cevap şudur; insan ve içinde yaşadığı evren, en ince noktasına kadar
tek bir Yaratıcı tarafından yaratılmıştır ve O'nun varlığını göstermek,
O'nu yüceltmek için vardır. Her türlü eksiklik ve kusurdan münezzeh olan
o Yaratıcı üstün bir güç sahibi olan Allah'tır. Allah'ın Kuran'da bildirdiğine
göre, insanın varlığının yegane amacı da, hem kendisinin hem de evrenin
bu yaratılmışlığını kavramak ve tüm bunların sahibi olan Allah'a kulluk
etmektir.
Bu kavrayışı elde etmek için ise bir çaba gerekir. Çabanın önemli bir
kısmı, var olan herşeyi gözlemlemek, bunlar üzerinde düşünmek ve bunlardaki
mesajı algılayabilmektir. Çünkü var olan herşey ve özellikle doğadaki
her canlı, Allah'ın varlığını gösteren ve özelliklerini tanıtan birer
"ayet", yani delildir. Allah, yarattığı insanlara yol göstermek
için indirdiği son Kitabında bu "ayetler"e şöyle dikkat çeker:
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında,
gece ile gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde
yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden
sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları
estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde
düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Bakara Suresi, 164)
Dikkat edilirse, Kuran'ın "ayet" olarak gösterdikleri, pek
çok insanın gözünde alışık oldukları doğa olaylarıdır. Gece ile gündüzün
birbirini izlemesi, gemilerin suda batmayıp yüzmeleri, yağmurun toprağa
hayat vermesi, rüzgarlar ve bulutlar... Günümüz insanı, bunların hepsinin
bilimsel açıklamalarla ve mekanik bir mantık içinde izah edildiklerini,
dolayısıyla hiçbir şaşırtıcılık taşımadıklarını düşünür. Oysa bilim, yalnızca
var olan çıplak maddesel gerçekliği tasvir etmekte, buna karşın hiçbir
zaman "niçin" sorusuna cevap verememektedir. Buna rağmen, dünyaya
egemen olan din-dışı toplum düzeninin yarattığı toplu cehalet, insanları
bu "ayetler" üzerinde düşünmekten, bunların arkasında çok ayrı
bir anlam olduğunu kavramaktan alıkoyar. Nitekim Kuran'da, doğadaki söz
konusu "ayetler"in yalnızca "düşünebilen bir topluluk"
tarafından görülebileceği bildirilmektedir.
"Düşünebilen bir topluluk" için, aslında doğanın her parçası
bir "ayet", bir başka deyişle gerçeğin önündeki kapıları açan
birer anahtardır. Doğa neredeyse sonsuz parçaya bölünebileceği için, kapılar
ve anahtarların sayısı da neredeyse sonsuzdur aslında. Fakat bazen tek
bir kapıyı açmak bile insanı gerçeğe ulaştırabilir. Doğanın içinden çekilip
alınacak tek bir parça, örneğin tek bir bitki ya da tek bir hayvan hakkında
düşünmek, insanı tüm bir evrenin anlamını kavramaya yaklaştırabilir. İşte
bu nedenle, Kuran'da
, "Şüphesiz Allah, bir sivrisineği
de, ondan üstün olanı da örnek vermekten çekinmez." denilir,
çünkü, "Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen
bir gerçek olduğunu bilirler..." (Bakara Suresi, 26)
Küçücük bir hayvan olan sivrisinek kadar, yine küçücük bir hayvan olan
örümcek de Allah'ın bir ayetidir. Sivrisineğin insanların çoğu tarafından
önemsenmeyişi gibi, o da önemsenmez; ama "düşünebilen bir topluluk",
bu "ayetler"in taşıdığı mucizeyi görebilir. Bu küçücük hayvanları
birer "anahtar" kabul edebilir ve Allah'ın yaratışındaki muhteşemliği
görmek için açmak gereken kilidi açabilir.
Örümceklerin çok az kimse tarafından bilinen şaşırtıcı ve hayranlık verici
özelliklerini anlatan ve bunu yaparken hep "nasıl" ve "niçin"
sorularını soran bu kitap, işte bu amaç için yazılmıştır. Ve sırf bu amaç
nedeniyle de, şimdiye kadar okuduğunuz pek çok kitaptan daha önemlidir.
Çünkü "düşünebilen bir topluluk"tan olabilmek, insana diğer
herşeyden çok daha gereklidir.
Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların
tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim
için gerçekten ayetler vardır. (Casiye Suresi, 13)
GİRİŞ
Yeryüzünde yüzlerce cins örümcek yaşar. Bu küçük hayvanlar kimi zaman
yuvasının statik hesaplarını yapabilen bir inşaat mühendisi, kimi zaman
üstün tasarımlar yapan bir iç mimar, kimi zaman olağanüstü güçlü ve esnek
ipler, öldürücü zehirler, eritici asitler üreten bir kimyager, kimi zaman
da son derece kurnak taktiklerle avlanan bir avcı olarak karşımıza çıkabilirler.
Sahip oldukları sayısız üstün özelliklere rağmen, günlük hayatta kimse
örümceklerin ne kadar özel yaratılmış varlıklar olduğunu düşünmez bile.
Bu umursamaz yapıya göre etraftaki herşey gibi örümceklerin varlığının
da şaşılacak bir tarafı yoktur. Oysa bu, son derece hatalı bir düşüncedir.
Çünkü doğadaki tüm canlılar gibi örümceklerin davranışlarını örneğin avlanma
yöntemlerini, üreme şekillerini, savunma taktiklerini incelediğimizde,
bu konuda detaylı bilgiler edindikçe hayret uyandıran örneklerle karşılaşırız.
Doğadaki canlıların tümü yaşamlarını sürdürebilmek için akıl gerektiren
davranışlarda bulunurlar. Yetenek, beceri, üstün manevra kabiliyeti gibi
tanımlamalarla adlandırılabilecek olan bu davranışların ortak özelliği
ise her birinin mutlak surette akıl gerektiren davranışlar olmalarıdır.
Bir insanın ancak öğrenme, beceri ve tecrübe gibi özelliklerle kazanacağı
yetenekler, bu canlılarda ilk doğdukları andan itibaren vardır. Kitabın
ilerleyen bölümlerinde detaylı olarak örneklendirilecek olan bu yeteneklerin
nasıl ortaya çıktığı, canlıların bunları nasıl öğrendikleri gibi sorular
ise cevaplanması gereken sorulardandır. Son derece akılcı planlar dahilinde
hareket eden, hesaplama yaparak avlanan, gerektiğinde bir kimya mühendisi
gibi davranarak hangi durumlarda ne gibi bir madde üretmesi gerektiğini
bilen bu canlılar, kendilerini inceleyen bilim adamlarını gerçek anlamda
bir şaşkınlığa düşürmektedirler. Öyle ki evrimci bilim adamları dahi canlılardaki
akıl gerektiren özellikler karşısında itiraflarda bulunmaktadırlar.
Evrimci bir bilim adamı olmasına rağmen Richard Dawkins, Climbing Mount
Improbable adlı kitabında örümceklerin davranışlarını "… şaşırtıcı
ve aynı zamanda bir zeka gerektiren örümcek ağlarına bakma fırsatımız
olacak. Öyle ki bilinçsiz olmalarına rağmen yaptıkları işte ve onu nasıl
yaptıklarında bir zeka kullanımı vardır" sözleriyle tanımlamaktadır.
Aslında Dawkins bu sözleri sonucunda evrim teorisinin hiçbir mekanizması
ile açıklama getirilemeyen "hayvanlardaki bilinç ve akılcı davranışların
nasıl ortaya çıktığı, bunun kaynağının ne olduğu" gibi sorularla
karşı karşıya kalmaktadır. Gerçekte "Canlılar bu zekayı nasıl ediniyorlar
ve bunu nerelerde kullanacaklarını nasıl öğreniyorlar? Nasıl olup da avlanma
taktikleri uyguluyorlar?" gibi sorular evrim teorisi savunucularının
açık ve kesin cevaplar veremedikleri sorulardır.
Bu noktada evrimcilerin canlılardaki bilinçli ve akılcı davranışlara
ne gibi iddialarla cevap vermeye çalıştıklarının incelenmesi yerinde olacaktır.
Bunu evrimcilerin iddialarında kullandıkları önemli bir terimin gerçekte
ne anlama geldiğini açıklayarak yapalım.
"Canlıların bilinçli davranışlarının nasıl ortaya çıktığı"
sorusuna cevap arayan evrimciler "içgüdü" kavramını kullanarak
konuya açıklık getirmeye çalışırlar. Ancak bu konuda kesin olarak başarısızdırlar.
İçgüdünün kavramı biraz derinlemesine düşünüldüğünde bu gerçek açıkça
görülmektedir.
Evrimciler hayvanların fedakarlık, plan kurma, taktik yürütme ya da
yetenekleri doğrultusunda işler yapma gibi akıl ve bilinç gerektiren davranışları
içgüdüleri sayesinde yaptıklarını söylerler. Elbette ki evrimcilerin bunu
söylemeleri yeterli değildir. Bu iddiayla birlikte, bu davranışların ilk
olarak ortaya nasıl çıktığı, nesilden nesile nasıl aktarıldığı, içgüdü
kavramının canlılara akıl ve bilinç kazandırmayı nasıl başardığı gibi
soruların cevaplarını da vermeleri gerekmektedir. Ancak bu gibi sorulara
evrimcilerin verebilecekleri kesin bir cevapları yoktur. Buna hemen bir
evrimcinin kendi itirafını örnek olarak verebiliriz. Gordon Rattray Taylor
evrimci bir genetik uzmanıdır. İçgüdülerle ilgili olarak şöyle söylemektedir:
İçgüdüsel bir davranış ilk olarak nasıl ortaya çıkıyor ve bir türde
kalıtımsal olarak nasıl yerleşiyor diye sorsak, bu soruya hiçbir cevap
alamayız.
Bazı evrimcilerse içgüdü açıklamasının yanısıra bütün davranışların
canlıların genlerinde programlanmış olduğunu söylerler. Ancak bu durumda
bu programı yapanın ve canlılara bunu yükleyenin kim olduğu sorusuna cevap
vermeleri gerekmektedir. Ancak evrimciler bu soruya da bir cevap verememektedirler.
Teorinin kurucusu olmasına rağmen Charles Darwin bu konudaki çıkmazlarını;
"İçgüdülerin birçoğu öylesine şaşırtıcıdır ki, onların gelişimi okura
belki teorimi tümüyle yıkmaya yeter güçte görünecektir." sözleriyle
ifade etmiştir.
Buraya kadar anlatılanlarda açıkça görüldüğü gibi içgüdü gibi bir kavramla
canlıların bilinçli davranışlarına açıklama getirmek hiçbir şekilde mümkün
değildir. Elbette ki canlıları programlayan, onlara neler yapacaklarını
öğreten bir güç vardır. Ancak bu ne tabiat ana olarak adlandırılan doğanın
taşı toprağıdır, ne de yavrusunu canı pahasına koruyan, kendi sürüsünden
başka bir canlıyı kurtarmak için geri dönen, düşmanını kandırmak için
taktikler uygulayan canlıların kendileridir.
Bu özelliklerin tümünü onlara veren, onları akıllı davranacakları, bilinçli
hareket edecekleri şekilde yaratan güç Allah'a aittir. Allah tüm doğadaki
canlılarda sayısız örneğini gördüğümüz aklın tek sahibidir. Canlılara
neler yapmaları gerektiğini ilham eden Allah'tır.
Hiçbir canlının davranışlarını tesadüflerle, başka herhangi bir mekanizma
ile ya da ilginç kavramlarla açıklamak mümkün değildir. Böyle bir iddiada
bulunmak sadece bir aldatmaca olmaktan öteye gidemeyecektir. Allah bunu
bir ayetinde şöyle bildirmektedir.
De ki: "Siz, Allah'ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz
mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde
bir ortaklığı mı var? Yoksa biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan
(dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine
aldatmadan başkasını vadetmiyorlar. (Fatır Suresi, 40)
Bu kitapta ele alınan canlı yani örümcek de hem davranışları ile hem
de sahip olduğu kusursuz mekanizmalarla evrim teorisini tek başına yalanlayan,
daha açık bir ifadeyle "evrim teorisini çökerten" canlılardan
biridir. İlerleyen sayfalarda örümceğin yaratılışındaki detaylarda Allah'ın
sayısız mucizesi görülecek, aynı zamanda sırtını tesadüflere dayamış olan
evrimci zihniyetin içine düştüğü aciz ve gülünç durum da bir kez daha
gözler önüne serilecektir.
|