Çayır köpeklerinin yaptıkları yuvaların içinde sürekli olarak temiz
hava dolaşır. Havanın kolayca içeri girebilmesi için tünelin bir ucunun
ağzı alçaktadır. Tünelin diğer ağzı ise yüksektedir. Bu yükseklikteki
ağızda hava akımı kısmi vakum oluşturur ve havanın tünelden çıkmasını
sağlar.
ZooBooks, Animal Wonders, Ocak 1998, Vol.15, N. 4, s.14
TARANTULA
Eklembacaklıların dış iskeletleri çoğu zaman sorun oluşturur. Örneğin
bu canlılar büyüdükçe kabuk büyümez ve gövdeyi bir bütün olarak örter.
Bu durumda tek çare zaman zaman kabuğu dökmektir. Kabuk dökme zamanı
yaklaştıkça hayvan kabuğundaki mineralleri kanına çekerek bünyesine
alır. Kabuğun altında yeni, yumuşak ve kırışık bir deri oluşturur.
Sonra, dıştaki zırh çatlar ve hayvan iskeletini bir hayalet gibi geride
bırakarak içinden çıkar. Derisi yumuşak olduğu için gizlenmesi gereklidir.
Bu arada deri kırışıklıklarını düzelterek yeni bir kabuk oluşturmaya
başlamıştır. Kabuğu sertleşip eski halini alınca hayvan gizlendiği
yerden çıkar.
David Attenborough, Yaşadığımız Dünya, s.41
UÇAN KURBAĞA
Perde ayaklı küçük ağaç kurbağalar son derece ilginç bir özelliğe
sahiptirler. Bu kurbağalar perde ayaklarını kanat olarak kullanırlar
ve süzülerek uçabilirler. Ağaçların üstünden uçarken, bir yere inmek
istediklerinde, hızlarını kesmek ve inişlerini yavaşlatmak için ayaklarının
dördünü de paraşüt olarak kullanırlar. Ayak parmakları arasındaki
ağları genişleterek vücut yüzeylerini iki katına çıkartan uçan kurbağalar,
bir ağacın üzerine inmeden önce 12 metre kadar havada süzülebilmektedirler.
Hatta, bacaklarını hareket ettirerek ve perde ayaklarının şeklini
değiştirerek rotalarını ve yönlerini de değiştirebilmektedir.
Tonny Seddon, Animal Movement, s.49
KARINCA
Hayvanlar için temizlenmek çok önemlidir. Karıncaların ve diğer böceklerin
temizlenmelerine yardımcı olacak özel salgı bezleri vardır. Bu bezler,
antibiyotik içeren bir madde salgılarlar. Böcekler bu salgıyı arasıra
vücutlarına da sürerek bakterileri ve mantarları yuvadan uzak tutarlar.
Kuşlar karıncalar gibi kendilerini temizlemek için kimyasal madde
salgılayamazlar. Ama kuşlar bu temizlik işi için karıncaları kullanırlar.
Kuşlar karınca yuvalarının kenarına sürtünerek veya karıncaların tüyleri
arasında dolaşmasını sağlayarak temizlenirler. Parazitlere karşı etkili
olan karıncaların vücudundaki formik asitidir.
International Wildlife, March-April 1998, s.16
BUKALEMUN
Bukalemunlar gün ışığında yapraklı bir dalda otururken, etraflarındaki
çalılıkların gölgesine benzer şekilde siyah ve uçuk kahverengi lekelerle
yeşil olurlar. Akşam yaklaştığında ve ışıklar sönükleşmeye başladığı
zaman, bukalemunun rengi grimsi yeşile döner ve daha sonra sarı lekeli
donuk sarımsı kahverengiye dönüşür. Karanlıkta ise bukalemun tamamen
siyah olur. Bütün bu renk değişimleri 15'er dakika içinde gerçekleşir.
Bukalemun sadece bulunduğu yere uymak için rengini değiştirmez. Eğer
kızmışsa, üzerinde diğer hayvanlara uyarı olacak şekilde koyu turuncu
benekler ve koyu kırmızı lekeler de oluşur.
Jill Bailey, Mimicry and Camouflage, s.16
BAHÇE ÖRÜMCEĞİ
Araneus diadematus adı verilen bahçe örümceği üzerinde ipeğin nasıl
oluştuğu konusunda çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bilimadamları ipek
örümcekten çıkmadan önce, ipeğin oluştuğu kanalı incelemişlerdir.
İpek, bu kanala girmeden önce, sıvı proteinlerden oluşmaktadır. Kanalın
içindeki özel hücreler, ipek proteinlerindeki suyu kendilerine çeker.
Hidrojen atomları ise diğer bir kanalda pompalanan suyu alırlar ve
bir asit havuzu oluştururlar. İpek proteinleri asit ile biraraya geldiğinde,
birinden diğerine bir köprü oluşturur ve bu şekilde son derece kuvvetli
bir ipek meydana gelir. Örümceğin ipeği, "Kevlar" denilen insan yapımı
en güçlü sentetikten çok daha kuvvetli ve çok daha elastikidir. Dahası,
kurşun geçirmez yeleklerde kullanılan bir tür plastik olan Kevlar'dan
farklı olarak örümcek ipeği yeniden işlenilip tekrar tekrar kullanılabilir.
Discover, October 1998, s.34
BOĞA ANTİLOBU
Boğa antilopları son derece hızlı hareket edebilen canlılardır. Öyle
ki hareketsiz bulundukları durumdan ani olarak harekete geçtikten
sonraki iki saniye içinde 62 km./saat hıza erişebilirler, Bilim ve
Teknik, Sayı:221, Nisan 1986, s.12
KUŞLAR
Göç edecek canlıların vücut ağırlıklarındaki artış çok belirgindir.
Göçe başlamadan önce mutlaka bir yakıt stoğu olarak yağ depolarlar.
Göç için yağ depolanmasının başlıca 4 işlevi vardır. Bunlardan birincisi
yağ, tüm göç süresince bir yakıt görevi görür. İkincisi göç süresince
yağ kullanımı ile metabolik su üretilir. Bu göç eden canlıların, içilecek
suyun az olduğu çöllerdeki ve diğer kurak bölgelerdeki, hareketleri
sırasında su dengesinin sağlanmasında önemli bir rol oynar. Bu yüzden
yağ metabolizması, göç boyunca hayvanlara içten bir su desteği sağlar.
Yağ stoğu aynı zamanda vücut ağırlığının artmasını ve bu yüzden uçma
mekanizması özellikleri nedeniyle kuşların daha yüksek hızlarda uçmalarını
sağlar. Öyle ki bu yağ stoğu göçmen kuşlar kendi üreme bölgelerine
ulaştıktan sonra bile oldukça fazladır.
Prof. Dr. Peter Berhold, Animal Behaviour, s.128
KOKARCA
Hayvanların çok değişik savunma yöntemleri vardır. Örneğin, Benekli
kokarca davetsiz misafirlerine gözdağı vermek için pek alışık olunmayan
bir yöntem kullanır. Bir tehlike sezdiği anda kokarca bir elinin üzerinde
ayağa kalkar ve arkasındaki bir bezden kötü kokan bir sıvı püskürtürek
düşmanını kaçırır.
Tonny Seddon, Animal Movement,s.39
ÇULLUK
Kuşlar sık sık okyanusları, barınılamayacak çölleri, dağları ve buz
kitlelerini durmaksızın devam eden uçuşlarla geçmek zorundadırlar.
Altın renkli yağmur kuşu, Sert kıllı çulluk gibi göçmen kuşlar Hawaii
adalarına, Yeni Zelanda'nın daha da aşağılarına hiç durmadan uçabilen
kuşlar olarak tanınırlar. Sürekli devam eden bu uçuşlar, 4000-7500
km. arasında değişir ve tahminen 80-100 saat sürer. Küçük ötücü kuşlar
da Meksika Körfezi, Sahra Çölü ya da Atlantik, Pasifik Okyanusları
gibi barınılamayacak bölgeleri yaklaşık olarak 30 saat süren ve 1000
km.'den daha fazla durmadan devam eden uçuşlarla geçebilirler. Ve
hatta kırmızı boğazlı sinek kuşu (yalnızca 5 gramın altıda biri kadar
vücut ağırlığına sahiptir) Meksika Körfezi'ni hiç durmadan geçebilecek
kapasitededir. Himalaya bölgesine ve Sibirya'dan Hindistan bölgesindeki
kışlık bölgelere göç eden kuşlar dünyanın en yüksek dağlarını geçerler.
Bu kuşlar yaklaşık 9500 m. yükseklikte ilerlerler.
Prof. Dr. Peter Berhold, Animal Behaviour, s.124
YAY KUYRUK BÖCEĞİ
Yay kuyruk böceği (Collembola), çift kabuklu yumurta yumurtlar. Dıştaki
kabuk hemen düşer; ama yumurtanın ucunda iki kasnak bırakır. Böylece
makara görünümü alan yumurta yuvarlanıp kaybolmaktan korunur.
Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı 212, Temmuz 1985, s.13
DEV SU BÖCEĞİ (LETHOCERUS)
Lethocerus denilen dev su böceklerinin bir türünde, dişiler yumurtalarını
su üzerindeki bir dal parçasına bırakırlar. Erkek tekrar tekrar suya
dalar çıkar ve yumurtalara nemlendirmek için onların üstüne çıkıp
üzerlerine su damlatır; ayrıca düşmanları da yumurtalardan uzak tutar.
Erkek Belostama dev su böcekleri ise bunun yerine, dişinin sırtlarına
yapıştırdığı yumurtaları taşırlar. Bu böcekler yüzeye yakın yüzmek
zorundadırlar ve aynı zamanda yumurtalarının hava ile temas etmesini
sağlamaları da gerekir. Arka bacaklarını ileri-geri hareket ettirirler
veya ince bir dala tutunurlar. Daha sonra yumurtaların üzerinden akan
havalanmış suyu korumak için saatlerce bir nevi şınav hareketi (yüzükoyun
yatarak vücudu esnetme hareketi) yaparlar. Benzer olarak Bledius Rove
böcekleri, Bembidion yer böcekleri ve Heterocerus bataklık böceklerinin
hepsi, gel-git olduğunda ince girişli kuluçka odacıklarını tıkayarak,
sular çekildiğinde de tıkaçları çıkararak yumurtalarının boğulmasını
engellerler.
Scientific American, January 1999, s.53
YUSUFÇUK
Yusufçuk böceklerinin uçuşları birbirinden bağımsız 4 büyük kanatın
vücudun ağırlığını taşımasıyla sağlanır. Bu özellik, böceğe ani manevralar
yapma, hızını ani artırma ve saniyede 10 m.'ye varan yüksek bir hız
imkanı tanımaktadır.
Science et Vie, No.931, s.5
TROİL KUŞU
Penguene benzer perde ayaklı bir kuş olan Troil kuşları (Uria calge)
çıplak kayaların üzerine bir yumurta yumurtlarlar ve kuluçkaya yatarlar.
Bu kuşların yumurtalarını bıraktıkları bölgede metrekareye 70 yumurta
düştüğü saptanmıştır. Buna karşılık her çift kendi yumurtasını özel
renklerinden tanır. Troil kuşlarının yumurtalarının başka bir özellikleri
de darbe alsalar bile kayalıklardan aşağı yuvarlanmamalarıdır. Özel
yapıları nedeniyle yalnızca kendi etraflarında döner ve dururlar.
Giovanni G. Bellani, "Quand L'oiseau Fait Son Nid", s.33
DENİZ YILDIZI
Dişleri olmayan denizyıldızı yiyeceklerini sindirmek için kendine
özgü bir metod kullanır. Avının yerini bulmasında koku ve dokunmaya
bağlı olarak, avın kapladığı alanın büyüklüğü de etkilidir. Kollarının
altında yüzlerce ince, her zaman hareket eden, emici diskler bulunmaktadır.
Deniz yıldızlarında hareket, bir kayaya veya başka bir cisme ayakları
ile yapışması ve sonra geri çekmesi ile sağlanır ve denizyıldızı bu
biçimde yavaşça sürünür. Günlük yiyecekleri kabuklu deniz hayvanları,
karides, kum ve taş gibi birikintilerdir. İstiridyeyi bulduğunda denizyıldızı
onu içine çeker ve bir çok emici ayağını istiridyenin kabuğuna yapıştırır.
İstiridye aşırı güçlü supaplara sahip olmasına rağmen denizyıldızı
sonunda istiridyenin kabuğunun yavaş yavaş açılmasını sağlar.
The Ocean World of Jacques Cousteau, Quest for Food, s.47
KOALA
Okaliptüs ağaçlarının yaprakları oldukça az protein içerirler ve çok
liflidirler. Yüksek miktarlarda içerdikleri aromatik yağlar ve kimyasal
bileşikler ise otla beslenen birçok canlı için zehirlidir. Sadece
okaliptüs ağaçlarının bazı türleriyle beslenen koalalar bu konuda
bir istisnadırlar. Özel dişleri sayesinde koalalar okaliptüs yapraklarını
çiğnemeden yutarlar. Yapraklar, koalaların diğer memelilerdekinden
çok daha büyük olan kör bağırsaklarına gider, burada bulunan bakteriler
sayesinde yapraklar kolaylıkla sindirilir. Yaprağın istenmeyen bölümleri
karaciğerde zehirden arındırılır ve vücuttan atılır. Bu türlü beslenme
çok az enerji verdiğinden koalalar günde 18 saat uyurlar.
The Guinnes Encylopedia of the Living World, s.105
REDOVID BÖCEĞİ (SALYARATA
VARİLGATA)
Yırtıcı Redovid böceği (Salyarata varilgata) ağaçlarda yaşayan bir
tür termit ile beslenir. Avını yakalama yöntemi çok ilginçtir. Önce,
termit yuvasındaki yiyeceklerin arasına saklanır. Termitlerin kendilerine
özgü bir kokuları vardır. Termitler kördürler ve yuvalarına giren
düşmanlarını da koku farkı sayesinde tanırlar. Termit yuvasında saklanan
Redovid böceği de bir süre sonra termitler gibi kokmaya başlar, bu
yüzden kendi kokusu anlaşılmaz. Düşmanlarına karşı yırtıcı olan termitlerin
saldırısından bu sayede korunmuş olur.
Bilim ve Teknik Dergisi, Haziran 1987, Sayı.235, s.7
MAÇA AYAKLI KURBAĞA
Çöllerde yaşayan canlılar sıcağa ve kuraklığa dayanacakları çok önemli
donanımlara sahiptirler. Örneğin Maça ayaklı karakurbağası yılın en
kurak dokuz ayı boyunca kendi ürettiği jelatin içinde saklı bir çukurda
uyur. Çöl kaplumbağaları kendi üst kabuklarının altındaki iki kesede
yaz için su depolarlar. Salyangozlar ve karidesler ise çöllerdeki
nadir yağışlardan sonra su birikintilerinde harekete geçerler ve bu
sular kurumadan önce onlarca yıl bekleyebilecek yumurtalarını bırakırlar.
Böylece yavrular güneşin kavurduğu tuzlu toprakta bir sonraki yağmur
gelene kadar yumurtadan çıkmak için beklerler.
Guy Murchie, The Seven Mysteries of Life, s.33
SİBİRYA AYISI
Sibirya boz ayısı sonbaharda şişmanlayıp yağ bağladıktan sonra, inine
çekilir ve aylarca (4 ila 7 ay) süren bir uyuşukluk dönemine girer.
Ayının 37 derece olan vücut ısısı, kış uykusu sırasında 5 ila 6 derece
azalır. Buna rağmen, kalp atışı ve nefes alma ritimleri daha yavaşlar.
Bu nedenle genel metabolizmada yüzde 50 ila yüzde 60'a varan düşüşler
gözlenir. Ayı, bu devre boyunca yemek içmek dahil hiçbir hayati fonksiyonunu
yerine getirmez. Bununla birlikte üreme ve su kaybı belirtileri de
göstermez. Çünkü uyuşukluk esnasında kendi yağını (lipitlerini) başlıca
enerji ve su kaynağı olarak kullanır.
Afrika nehirlerinin kumlu kıyılarında yuva yapan Pluvianus aegyptius
isimli kuş, gündüzleri yumurtalarını kumla örter ve yalnızca geceleri
(ısı düştüğü zamanlarda) kuluçkaya yatar. Eğer gündüz ısı çok yükselirse,
erkek ve dişi göğüslerini suya batırarak bununla kuluçkayı serinletirler.
Bu türlerin yavruları, doğduktan sonra, anne babalarının tehlikeyi
haber veren çığlıklarını duyduklarında, oldukları yere serilip yere
yapışarak, görünmez hale gelebilirler. Çünkü tüyleri bulundukları
bölgenin taşları ve kumuyla uyumlu renk ve desendedir.
Giovanni G. Bellani, "Quand L'oiseau Fait Son Nid", s.64