Palmiye deniz kırlangıcı da, yuva yapımında kendi salgısını kullanır.
Yuvasını palmiyelerin sallanan dallarının altında ve bazen de insan
yapımı köprülerin dikey yüzeylerinde yapar. Kuş, bir yastık oluşturabilmek
için yaprağın dikey yüzeyine, tüylerle karıştırarak salyasını bulaştırır.
Dişi yumurtlamaya başlayacağı zaman vücudu dikey olacak şekilde bu
yastığın üst kısmına yerleşir. Kuş yumurtayı çıkardıktan sonra, yumurtayı
kuyruğuyla kenarından yavaş yavaş iterek göğsüyle ve göbeğiyle yastığın
içine bastırır. Daha sonra yumurtayı kaplayacak şekilde gagasında
salya üretir. Vücudunu yanlara doğru sallayarak, bir yandan da yumurtayı
yaprağa yapıştıracak şekilde iyice salyayla kaplar. İkinci yumurtayı
da aynı şekilde diğerinin yanına yerleştirir.
David Attenborough, The Life of Birds, s.226
SUNGREBE
Sungrebe kuşunun yavruları yumurtadan 10-11 gün gibi çok kısa bir
süre sonra çıkarlar. Bu yüzden az gelişmişlerdir ve diğer su kuşlarından
ayrı olarak kör ve çıplaktırlar. Bu yüzden Grebe kuşları yavrularını
taşımak için kuşlar alemindeki en sıradışı metodu kullanırlar. Erkeğin
kanatlarının altındaki derisinin üstünde semer benzeri keseler bulunur,
erkek kuşlar yavrularını korumak için bu keselerde taşırlar. Minik
Grebe yavruları, erkeğin her iki yanındaki keselere bilinmeyen bir
şekilde ulaşırlar. Erkek kuş, yavrular kanatlarının altındaki keselerde
dururken bile uçabilir. Hem uçup, hem de yavrularını taşıyan başka
hiçbir kuş bilinmemektedir.
David Attenborough, The Life of Birds, s.256
HAMERKOP
Küçük kahverengi bir balıkçıla benzeyen Afrika kuşu Hamerkop ise oldukça
dayanıklı ve büyük yuvalar yapar. Bitmiş bir yuva 45 kg.'dan daha
fazla ağırlıktadır ve boyu da tabanından kubbeli çatısına kadar 1.5
m.'yi geçen yüksekliktedir. Bu yuva 8.000 parçadan oluşur. Hamerkop
eğer yuva yapacaksa taşıyabileceği her şeyi kullanarak yuva yapar.
Bunlar ağır dal parçaları, çalılıklar, yapraklar, tüyler, kemik parçaları
hatta plastik bile olabilmektedir. Yuvanın yeri olarak da genelde
ağacın çatallı dallarını seçer.
David Attenborough, The Life of Birds, s.228
HORNBILL
Dişi Hornbill kuşu, (tropikal Asya ve Afrika'da bulunan boynuz gagalı
kuş) yuva yapımında çok titiz davranır. Yuva yapacağı ağaç kovuğunun
havadar olması gerekir. Ayrıca kovuğunun tepesinde herhangi bir saldırı
anında kaçabilmesi için bir baca da olmalıdır. Hornbill kuşu, yuva
yapacağı kovuğu küçük çatlak ve delikleri de kullanarak genişletir.
Kullandığı malzemeler türüne göre değişir. Afrika Hornbillleri çamur,
Borneo Rhinoceros Hornbillleri reçine, hepsinden büyük olan Hindistan
Hornbillleri ise çiğnenmiş talaş ve besin kullanarak yuva yaparlar.
Dişi olan içeride oturarak yuvayı sıvamaya başlar. Erkek kuş da bir
yandan ona bu sıvama işlemi için gerekli malzemeyi taşır. Kısa zamanda
yuva öyle daralır ki, dişi kuş dışarıya çıkamaz. Aynı boyutlarda hiçbir
avcı da içeri giremez. Dişi kuş bu yuvada yumurtalar çatlayıncaya
kadar, yani 3 ay boyunca kalır.
David Attenborough, The Life of Birds, s.227
KUŞLAR
Bazı yetişkin kuşlar, yavrularını önceden sindirdikleri besinlerle
beslerler. Örneğin güvercinler kursaklarında yağ ve protein yönünden
çok zengin bir madde olan ve "güvercin sütü" adı verilen özel bir
salgı üretirler. Memelilerin sütünden farklı olarak bu süt hem anne
hem de baba tarafından üretilir. Birçok kuş buna benzer besinleri
yavruları için hazırlarlar.
David Attenborough, The Life of Birds, s.262
KUNDUZ
Su içine yuva yapan kunduzlar öncelikle baraj yaparak, suyun akışını
yavaşlatırlar ve suyun yükselerek yapay bir göl oluşturmasını sağlarlar.
Bu baraj yukarıdan bakıldığında, düz bir çizgi şeklindedir. Fakat
ırmağın hızı arttıkça dış bükey (konveks) bir biçim alır. Kunduzlar,
su bendinin ırmağın aşağısına bakan yüzünü dik, yukarısına bakan yüzünüyse
"45 0 eğimli" yaparlar. Yuva yapmak için yığdıkları dalları kil ve
ölü yapraklardan yaptıkları bir harçla birbirine yapıştırırlar. Bu
harç su geçirmediği gibi suyun aşındırıcı gücüne karşı da çok dayanıklıdır.
Wild Encounters Tale of Beaver, Karvonen Films Ltd.
GREBE
Su kuşlarından olan Grebe yavrularını sırtında taşır. Anne, yavrularının
üstünden düşmemesi için kanatlarını hafifçe yukarıya doğru kaldırır
ve yavrularını başını yana doğru uzatarak gagasına aldığı besin parçalarıyla
besler. Fakat yavrulara verdikleri ilk şey gerçek bir besin değildir.
Grebeler yavrularına ilk olarak su üstünden topladıkları ya da göğüslerinden
kopardıkları tüyleri yedirirler. Bunun nedeni, sivri balık kılçıklarının
veya böceklerin sert bir parçasının yavruların midesinden geçerken,
bağırsakların narin çeperlerine zarar vermesini önlemektir. Bu tüy
yeme tecrübesi, kuşun tüm hayatı boyunca devam edecektir. Fakat bu
kuşun hayatının ilk dönemi için, oldukça önemli bir tedbirdir.
David Attenborough, The Life of Birds, s.256
PANGOLİN
Pangolinler "canlı çam kozalakları" diye de adlandırılırlar. Çünkü
hayvanın vücudunda baş, sırt, kuyruk ve bacakları kaplayan, birbirinin
üstüne binen iri, kahverengi pullar vardır. Pangolin'in yapışkan dili
300 cm . kadar uzunluktadır. Hayvan bu sayede dilini termit, karınca
gibi hayvanların yuvalarına sokar ve termit, karınca, pupa, larva,
yumurta kısacası yuvada ne varsa diliyle zorlanmadan toplayarak yer.
Karınca ve termitlerin bünyelerinde bulunan asitlerin kendisine zarar
vermesini ise midesinin kalın kaslı çeperi sayesinde engeller.
Hayvanlar Ans.,C.B.P.C Publishing, Memeliler, s.168
DENİZ EJDERİ
Yapraklı deniz ejderleri adeta birer "kamuflaj ustasıdırlar", akıntılarla
dalgalanan yosunlara çok benzerler. Bu familyadaki balıkların gövdesinin
etrafında halka biçiminde kemikli, bir dış iskelet zırhı vardır. Hortum
biçimini almış uzun ve dişsiz bir ağızları bulunur. Zırhlı gövdelerinden
yapraksı uzantılar çıkar. Yosuna benzeyen görüntüleri sayesinde avları
tarafından genellikle fark edilmeyen deniz ejderleri, hortumlarını
birdenbire uzatarak suda bir emme kuvveti yaratırlar ve karidesleri
içlerine çekerek yutarlar. Yapraklı deniz ejderlerinin bir başka önemli
özelliği de erkeklerinin yumurtalarını çevresinde korumaya almasıdır.
Ejderin kamuflajı sayesinde yumurtalar görünmezler.
Scientific American, Aralık 1998
BAHÇE ÖRÜMCEĞİ
Bahçe örümcekleri, ağlarını dışarıdan çerçeveleyen iplikçiğin alt
ortasından kısa saplı bir ipliğe ağırlık bağlayarak oluştururlar.
Ve ağı gergin hale getirirler. Bu ağırlık havada sallanarak ağı sağlam
hale getiren bir taş parçası, bir ağaç parçası ya da bir salyangoz
kabuğu olabilir. Bilim adamları ağa asılı durumda bulunan ağırlığı
hafifçe yukarı kaldırdıklarında ve tekrar serbest sallanmasını engellediklerinde,
yuvasında beklemekte olan örümceğin hemen geldiğini ve mekanizmayı
kontrol ettiğini, daha sonra da ağırlığın tekrar havada serbest olarak
sallanabilmesi için örümceğin ipliği kısalttığını gözlemlemişlerdir.
Gözlemlerinden çıkardıkları sonuç bütün bu hareketlerin örümcek tarafından
ağın sağlamlaştırılması için "amaçlı" olarak yapıldığıdır.
Bilim ve Teknik, Sayı 342, s.100
MANTİS
Dişi Mantis, bir seferde 80-100 yumurta bırakan çekirge benzeri bir
böcektir. Bu yumurtalar sert, süngerimsi keselerin içindedir. Dişi
bu kapsülleri ince dallara yapıştırır. Mantis yumurtlarken bir taraftan
da bir sıvı çıkartır. Vücudunun hareketleriyle bunu karıştırarak köpüklendirir.
Yumurtalar ilk çıktığında henüzsertleşmemiş bu maddenin içinde kalırlar.
Sonra bu salgı çabucak katılaşarak kurur. Bu süngere benzeyen kapsül,
yumurtaları aç kuşlara karşı korumaktadır.
Hayvanlar Ans., C.B.P.C Publishing Böcekler, s.124
UÇAN SİNCAP
Avustralya'da yaşayan ve boyları 45 cm. ile 90 cm. arasında değişen
"uçan sincaplar"ın bütün türleri ağaçlarda yaşar. Aslında yaptıkları
tam olarak uçma değildir. Bir ağaçtan diğerine uzun atlayışlar yaparak
hareket ederler. Ağaçlar arasında bir planör gibi uçarak hareket eden
bu canlılarda kanat yoktur, uçma zarı vardır. Uçan sincapların bir
türü olan "Şeker uçan sincapları"nın uçma zarı, ön bacaklardan arka
bacaklara doğru uzanır; dardır ve püsküle benzer uzun tüyleri vardır.
Bazı türlerindeyse uçma zarı kürklü bir deriden oluşan bir zar halindedir.
Bu zar ön ayağın bileğine kadar uzanır. Uçan sincap, bir ağacın gövdesinden
fırlar ve gerilmiş derinin planöre benzeyen etkisiyle bir seferde
30 m.'lik bir uzaklık aşabilir. Arka arkaya 6 kaymayla 530 m.'lik
bir mesafe alabildikleri gözlenmiştir.
Hayvanlar Ans., C.B.P.C Publishing, Memeliler, s.88-91
MEYVE GÜVELERİ
Meyve güveleri (Graptolitha molesta) kur yapmak için çok ince ve karmaşık
yöntemler kullanırlar. Dişi güvenin dikkatini çekmeye çalışan erkek
güve özel olarak çekici kokulu bir parfüm üretir. Bu parfüm, yasemin
özünde bulunan "metil yasmonat" adlı bir bileşiği içermektedir. Karmaşık
bir kimyasal yapısı olan bu bileşik, günümüzde üretilen parfümlerin
çoğunda kullanılır.
Görsel Bilim ve Teknik Ans., Cilt 3, s.812
SANDGROUSE
Sandgrouse kuşlarının yavrularına su getirme görevini erkek kuş üstlenmiştir.
Diğer kuşlar suyu kursaklarında taşıyarak yavrularına getirirler fakat
erkek Sandgrouse kuşu uzun yolculuklar yaparak suyu taşıdığı için
çok farklı bir yöntem kullanır. Göğsündeki ve vücudunun alt kısmındaki
tüylerin iç yüzeyleri ince bir tel katmanıyla kaplıdır. Erkek kuş
bir su birikintisine ulaştığı zaman, ilk olarak vücudunun alt kısmını
kuma sürter ve toza bulanan tüyleri "su itici yağdan" kurtulmuş olur.
Daha sonra suyun kenarına gider ve böylece tüm tüyleri tamamen ıslanır.
Tüylerin üstündeki ince tel katmanı bir sünger gibi suyu çeker. Tüyleriyle
vücudu arasında adeta sıvı bir kargo taşıyan kuş, kumdaki yavrularının
yanına gider ve vücudunu yukarı kaldırır. Yavrular sanki annelerinden
süt emen memeliler gibi suyu çekerler. Erkek kuş bu işi en az iki
ay boyunca sürdürür.
David Attenborough, The Life of Birds, s.279
PUMA
Puma olağanüstü güç ve dayanıklılığıyla tanınır. Hayvan bir atlayışta
6 m.'lik bir uzaklığı aşabilir. Ayrıca 12 m. yüksekliğe sıçrayabilir,
18 m. yükseklikten aşağıya da kolaylıkla atlayabilir. Puma, kendi
ağırlığının 3 katı olan bir avını karda rahatlıkla sürükleyerek taşıyabilir.
Avını ararken kendi bölgesinden 45-75 km.'ye kadar uzağa gidebilir.
Hayvanlar Ans., C.B.P.C Publishing, Memeliler, s.185
YABAN ARISI
Yaban arıları diğer arıların aksine toprakta yaşarlar ve sadece erkekleri
uçabilir. Bu yüzden çiftleşmek isteyen dişilerin bitkilerin yüksek
gövdelerine tırmanmaları gerekir. Ancak bundan sora dişi "çiftleşme
kokusu"nu yayar ve erkeğin onu bulmasını bekler. Erkek yaban arılarının
özelliği ise dişilerden iki hafta önce yumurtadan çıkmalarıdır. Bu,
Güney Avustralya'da yaşayan Çekiç orkidesi için bir avantajdır, çünkü
bu orkidenin özelliği yaban arısının dişisine benzemesidir. Erkek
yaban arıları ortada gözükmeye başlayınca orkide de bu fırsattan yararlanarak
çiçeklerini açar ve dişi yaban arısınınkine çok benzeyen bir koku
yaymaya başlar. Erkek yaban arısı çiçeği dişi yaban arısı zanneder
ve çiftleşmeye çalışırken çiçeğin içine düşer. Çiçeğin içinden çıkmaya
çalışırken polen keseleri arının vücudunun çeşitli kısımlarına yapışır.
Polenleri taşıyan yaban arısının diğer çiçeklere gitmesiyle de çiçek
döllenmiş olur.
Malcolm Wilkins, Plant Watching, s.143
BAL ARISI
Bir kıtlık döneminden sonra sabah erkenden uçmaya başlamış olan bir
arı, bir besin kaynağı bulursa hemen kovana döner ve uyumakta olan
işçi arıları birer birer uyandırır. Haberci arı, vücudunu 1-2 saniyede
16 hertz frekansla titreterek arkadaşlarını uyandırır, tüm arılar
yaklaşık otuz dakika sonra besin kaynağına doğru uçuşa hazırdırlar.
Science et Vie, Haziran 1998
BAYKUŞ
Baykuş, avını yakalayabilmek için, avının yerini saptar saptamaz,
en sessiz şekilde onun üzerine atılmalıdır. Ama kuşların çoğu uçarken
bir ses çıkarırlar. Örneğin havada uçan bir kuğunun kanat hışırtısı
çok uzaklardan duyulabilir. Birçok büyük kuşun kanatları da uçarken
ses çıkarır. Gürültülü kanatlarsa, bir gece avcısı için avının olası
bir saldırıyı fark etmesine yol açacağı için açık bir dezavantajdır.
Ama bu problem gece avlanan baykuşlara özel tüy yapısıyla çözülmüştür.
Baykuşun tüyleri yumuşaktır, uçmasını sağlayan güçlü kanat tüylerinin
uçları ise püskülümsü bir yapıya sahiptir. Kanat tüylerinin kadife
yumuşaklığındaki yüzeyleri, sesi etkili bir biçimde boğarak, baykuşun
sessiz uçmasını sağlar.
Görsel Bilim ve Teknik Ans., Cilt 3, s.784
TERMİT
Termitler selüloz içeren ağaç kabuklarını yutarlar, fakat aslında
bunları sindiremezler. Bunun için, yardıma ihtiyaçları vardır. Genellikle
termitlerin bağırsaklarında bakteriler yada "protozoa" adı verilen
minik canlılar yaşarlar. İşte bu minik canlılar termitlerin yerine
selülozu öğütüp sindirirler. Bağırsaklarında selülozu sindiren bir
protozoa ya da bakteri yaşamayan termitler beslenemedikleri için ölürler.
Nat. Wildlife Fed., Ranger Rick, Ocak 1993
BAYKUŞ
Baykuşlardaki "görüş derinliği", bütün yırtıcı kuşlarda bulunur. Ancak,
hiçbir kuş bu konuda baykuş kadar iyi donanımlı değildir. Baykuşların
bazı türleri, görüş alanlarını genişletmek için, başlarını 1800 döndürüp
tam arkalarını görebilecek bir yapıya sahiptirler. Bu kolaylık, baykuşların
sadece yırtıcı hayvanlardan korunmalarını değil, aynı zamanda avlarının
yerini doğru saptamalarını da sağlar. Baykuş gözlerinin belki de en
olağanüstü özelliği büyüklükleridir. Yüzün büyük bir kısmını kaplayan
bu kocaman gözler birbirlerinden çok ince bir kemikle ayrılmıştır.
Bunun sonucu olarak, göz boşluğuna sıkıca yerleşen gözler, göz kasları
için hemen hemen hiç yer bırakmazlar. Birçok baykuşun gözü yerinden
oynamadığından bu kuşlar değişik yönlere dönmek için oldukça esnek
olan boyunlarını kullanırlar.
Görsel Bilim ve Teknik Ans., Cilt 3, s.782
KARINCA
Karıncalar yaprak bitlerini evcilleştirirler. Yaprak bitlerinin salgıları
ile beslenen karıncalar, onların her türlü bakımları ile ilgilenirler.
Onları düşmanlarına karşı korurlar. Örneğin uğur böcekleri ve eşek
arılarının yaprak bitlerinin yakınına bıraktıkları yumurtalarını yerler.
Yaprak bitleri de bu bakımın karşılığı olarak karıncaların ihtiyaç
duydukları sıvıyı almalarına izin verirler.
Hayvanlar Ans., C.B.P.C Publishing, Böcekler, s.12