|
|
|
 |
| |
dunyaburda.com'te iyi eğlenceler.. |
 |
Türkü Hikayaleri : Yaşanmış
Türkü Hikayeleri ve Sözleri
Deniz Üstü Küpürü |
|
Şu Ula'nın düğünleri düğündür
hani...
Erkekler oğlan evinde yiyip içip yan gelirler; kız
evinde de eğlence gırla gider. Bağda üzüm toplayan,
bahçede sebze çapalayan, tarlada tütün kıran kızlar;
düğün günü, güzellik suyuna batıp çıkmış gibi
olurlar. Düğünlüklerini giyip, saçlarını tarayan
kızlar, huri-melek kesiliverirler.
Tef vurup cümbüş çaldı mı; kendinizi düğünde değil,
periler ülkesinde sanırsınız. Kızlar salınır da,
meydan kız görür.
Bu yüzden, Datça'lı Durmuş :
Senin çocuk kara-mara ama, hayli şirin yahu!
diyenlere, göğsünü gere gere şu karşılığı verir:
-Eee, ne olsa O'nun anası Ula'lıdır...
Demesi o ki Datça'lı Durmuş'un; Ula'nın havası-suyu,
güzellik
ılıcasından daha etkilidir. Bundan olacak, ULA
köylüklerinin köylüleri oğullarını ortaokulda okusun
diye, kızlarını yorgan -dikiş öğrensin diye Ula'ya
yollamanın yolunu ararlar.
Çaydere'li Osman, dayısıoğlu Nasuh Çavuş'un gelin
almasında Ula'ya geldi. Alay, koca Marçal dağlarını
aşıp Ula'ya geldiğinde, kız evinde çalgı-çengi sürüp
gidiyordu. İlçenin genç kızları halka olmuş; <<Ay
alaylar bulaylar -Temeli de süzgün alaylar>> oyununu
oynuyorlardı.
Osman, hayat (avlu) kapısının yanındaki duvarın
üstüne dikilip, oynayan kızlara bir göz gezdirdi.
Gözleri bir kızın üzerinde mıhlandı kaldı. Hay
bakmaz olaydı! Osman'ın gönlü ırmak olup, Balcıların
kızı Gülayşe'ye akıverdi.
Çaydere'li olanca gücüyle asıldığı halde,
bakışlarını Gülayşe'den koparamıyordu. Sanki herkes
Osman"ın kime, hangi duyguyla baktığını seziyordu.
Osman ne gözlerine söz geçirebiliyordu, ne de
gönlüne... Artık gönlüne kendi beyni değil; Gülayşe
buyruktu.
Gülayşe ile ona bakmış, gülümsemiş miydi, ne!
Osman, gelin alayıyle birlikte Çaydere'ye dönerken;
<<içimde bulgur kaynıyor: kafamda kireç
söndürülüyor>> dediği zaman, yanındaki Çiftçilerin
Mehmet; <<Osman mı anlamsız konuşuyor, ben mi
anlamıyorum...>> demekten kendini alıkoyamadı.
O günden öte Osman, ULA düğünlerinin çağrılmayan
konuğu olmuştu. Çizmelerini parlatıp atına atlıyor,
soluğu Ula'da alıyordu. Marçal dağlarında, Kabaca
Pıynar'ın dibindeki yatıra mum adayıp, Gülayşe'ye
kavuşmak için dua etmeyi unutmuyordu.
Çoğu düğünlerde Gülayşe'yi görmüyordu. Ama bir de
gördü mü, içinin tüm denizleri köpürüyordu.
Yine böyle bir düğünde, Gülayşe'ye <<gel Ayşe>>
diyecek cesareti toplayabilmek için, birkaç şişe
rakıyı su gibi içti. Neydi o öyle? Ayşe mi
dönüyordu, dünya mı?
Derken biri ilişti koluna:
-Gel be dost, dedi, <<derdin var anlaşılan. Gel
bizim meclisimize katıl...>>
Çaydere'li Osman, kendini Ula'lı gençlerin sofra
kurdukları hasırın üstünde buldu. Herkes dostça
bakıyordu kendisine. Merhabalaştıktan sonra, bir
kadeh sundular ona da.
Dülger Bekir'lerin Selver, bağlamasını düzenleyip,
telleri üzerinde, telleri gezdirirken sordu :
-Merakımı bağışla Osman arkadaş UIa düğünlerini
kaçırmayışının nedeni ne ola ki?
O güne dek bağlamayı eline bile almamış olan
Çaydere'li Osman, birden irkildi. Yeniden doğmuş
gibi oldu. Selver'in elinden bağlamayı aldı. O gün
çalıp çığırdığı, sevilen bir Ula türküsü olarak
günümüze kaldı. Kuşkusuz yarına da kalacak :
<<Deniz üstü köpürü, ah yarim, lilay lilalay Iom
Kayığa da binsem götürür ah yarim ah
Benim de buraya geldiğim ah yarim lilalay lilalay
lom
Bir güzelden ötürü ah yarim ah
Karıncanın katarı ah yarim lilalay lilalay lom
Yüreğime değdi batarı ah yarim ah
Benim de buraya geldiğim ah yarim lilalay lilalay
lom
Bir güzelin hatırı ah yarim ah>>
Kaynak:
Ahmet Günday
Bağlama Metodu
Notaları ile Halk Türküleri
ve Türkü Hikayeleri Nisan 1977 |
|
|