|
|
|
 |
| |
dunyaburda.com'te iyi eğlenceler.. |
 |
Türkü Hikayaleri : Yaşanmış
Türkü Hikayeleri ve Sözleri
Ben De Gittim Bir Geyiğin Avına
(Alageyik) |
|
Ben de gittim bir geyiğin avına,
Geyik çekti beni kendi dağına,
Tövbeler tövbesi geyik avına,
Gidin arkadaşlar kaldım kayada,
Siz gidin kardaşlar kaldım burada.
Tövbe ya... Tövbe ki, tövbe! Yalnız geyik avına mı
tövbe. Yoksa dağların doruklarına, kırların
yeşiline, havaya, suya mı bu tövbe? Tüm güzelliklere
mi tövbe. Eee ne dersin. Bir kez ecel elini atmaya
görsün. Gençlik, nişanlılık, yakışıklılık para eder
mi? Sebep? Sebep dizi dizi. Kimini bir çukura
düşürür; kimini bir kayadan uçurur. Kimi bir yağlı
kurşuna göğüs verir, kimi yele sele gider. Sonra da
türkülerin diline takılır, yıllar sonrasına taşınır
olay.
Öykümüz Toroslarda geçer. Toroslarda geçer ya,
çukurun bitip, tepelerin başladığı; Güneyin bitip,
Güneydoğunun başladığı kesiminde Torosların. "Gavurdağları"
derler buradaki Toroslara. Düz ovayı geçip, Antep -
Maraş yolunu tutanlar, bu dağlardan geçmek
zorundadır. Zorundadır ya, geç geçebilirsen. Mübarek
dağ değil, zulüm kalesi sanki. Alttan bakarsın
sipsivri bir tepe. Sağına bakarsın dağ; soluna
bakarsın dağ. Kıvrım kıvrım Gâvurdağı'nın tepesine
tırmanmak zorundadır, bu dağı geçmek isteyenler. Bir
yanından girilir dağın; döne döne tepesine gelinir.
Yine döne döne inilir tepe aşağı doğru. İnilir ama
sağı uçurum, solu uçurum. Sivri sivri kayalar var
sağda solda. Başı döner insanın kayalara bakarken.
Şöyle bir taş parçası alıp atsan aşağı, un ufak olur
da, bir uçurumun dibinde dağılır kalır.
Sözün özü; şimdi yol yolak yapılıp, geçit olmuştur
Gavur Dağları ama, vakti zamanında ala gözlü
cerenler, çatal boynuzlu geyikler, kınalı keklikler,
turaçlar cirit atarmış bu dağlarda. Kekliğin "Keklik
Kayası" geyiğin "Geyik Dağı" varmış. Uçurumları,
mağaraları da bir bir bilirmiş hayvancıklar.
Eee bir dağda keklik olur, ceren olur, geyik olur
da, avcı el atmaz olur mu oraya? Adım başı bir
uçurum olsa; ve de uçurumun sonu ölüm olsa, avcı
avcılığını yapar. Düşer avının peşine. Düşer ya;
eğer avcı gerdeğe girecek bir gençse; eğer nişanlısı
onu gerdek odasında bekliyorsa, biraz dikkatli
olmalı avcı değil mi? Ne gezer. Eğer öyle olsaydı,
günümüze kadar gelen "Alageyik Efsanesi", dilden
dile dolaşmaz, gönülden gönüle bir burukluk bırakıp
gitmezdi.
Halil, dal gibi bir genç. Bir de atıcı ki ehh! İşi,
gücü geyikler Halil'in. Sırtlandı mı tüfeğini
omuzuna, ver elini Gavur Dağları. Bir gün, beş gün
olsa neyse ne! Bir hafta, on gün dağda kaldığı
oluyor Halil'in. Gelgelelim geride bir anası, bir de
nişanlısı var Halil'in. Bir nişanlı ki, melek gibi.
Halil'e de çok bağlı. Ödü kopuyor Halil dağa gidecek
de gelmeyecek diye. Anası derseniz, hepten karşı
Halil'in geyik avına gitmesine. Ne zaman ki Halil
azığını hazırlayıp atın terkisine atar heybesini;
anası yapışır yularına atın; "Ey oğul oğul. Gel vaz
geç şu geyik avından. Yuva yıkanının yuvası olmaz.
İflah olmazsın. Sonu iyi gelmez. Gel vaz geç. Bak
baban da bu yüzden iflah olmadı. Ne yapacaksın bunca
geyik postunu. Yüreğim razı değil. Atalar geyik avı
tekin değil demiş. Bugün olmazsa; yarın bir iş gelir
geyik avlayanın başına. Kurbanın olam oğul, terk et
bu işi".
Halil'dir tutkun ava. Hiç durur mu? Atlar atma;
atlar ya, anasını da kırmaya gönlü razı olmaz. "Ana,
bu son olacak. Bir daha söz olsun geyik avına gitmek
yok. " Bakar olacağı yok, ardmdan seslenir anası.
"Oğul oğul. Madem ki inat ediyorsun. Bari yavru
geyiklere, yavrulu geyiklere kurşun atma. Yuvalarını
yıkıp, öksüz koma."
Bir yandan anası, bir yandan Zeynep. Ne kadar
yalvanr yakarırlar ama boş. Caydıramazlar Halil'i
geyik avından. Her seferinde "Bu son olacak.
Tövbeler olsun artık geyik avına" der, sonra yine
bildiğini okur Halil. Hele iyi bir av yapıp,
yüklendi mi sırtına geyikleri, kınalı keklikleri;
deyme keyfine. Köyün orta yerine bir ateş yakarlar.
Bir ateş ki, dumanı gökleri tutar. Ne zaman ki alev
biter, köz olur odun; atarlar geyikleri üstüne, bir
şenlik, bir şölen. Bir hay hay, bir vay vay karışır
gider birbirine. Tüm köylü birlik olup, çevirir
ateşin etrafırıı. Güle eğlene yerler geyik etlerini.
Yerler de bir yandan da Halil'in avcılığını
övgülerler. "Bravo arkadaş. Şu koca Çukur'da yoktur
senin gibisi" der kimi; kimi de "Zeynep sana helal
olsun. İyi avcı olduğun ondan da belli" diyerek
yarenlik eder Halil'le.
Ama her zaman rastgelmez Halil'in işi. Gün olur, dağ
bayır dolaşır da, bir tek geyik vuramaz. Hele bir
Alageyik var ki, aman aman!
Ne zaman ki, bu Alageyik çıksa karşısına, o gün
hiçbir av yapamaz Halil. Alageyik dersen bir başka
geyik. Kurnaz. Çevik. Canlıkanlı bir geyik bu
Alageyik. Çıkar bir kayanın başına, "gel beni vur"
der gibi döş verir Halil'e. Halil'dir yatar sipere.
Tam nişanlar geyiği. Gez göz arpacık, demeğe
kalmadan geyik kayıp! Bir de bakar ki, arkadaki
kayaya geçmiş Alageyik. Döner Halil. Sürünerek
yaklaşır. Yatar sipere. Ne mümkün! Kayalardan
kayalara zıplar da sonunda kaybolur gider Alageyik.
Halil fellik fellik kovalar Alageyiği. Sonunda
yorgun düşer, uzanır bir ağaç gölgesine. Sözün
kısası, Alageyiğe rastladığı gün tek kurşun atamaz
Halil.
Böylesi günlerde, geyikler üstüne duyduklarını
düşler bir bir. Bazı geyikler tekin değilmiş Cinler
mi, periler mi geyik kılığına girer de dağdan dağa
koşuştururmuş avcıları. Alageyiğe rastladığı gün
Halil bu geyiğin de tekin olmadığını geçirir
içinden. Bırakmayı düşünür avcılığı. Bırakmayı
düşünür ya, av tutkusu kor mu tüfeğini duvara assın.
Alageyiğin tekin olmadığına inanır aslında. İnanır
ama, rastladığı zaman da kovup kovalamaktan geri
durmaz. Önündeki kayadan kaybedip, arkadaki kayadan
görünce Alageyiği, iyice inanır onun tekin
olmadığına. Bir yandan da peşinden at kovar.
Zeynep'in yalvarılarını en çok böylesi durumlarda
ansır. Ve söylenir kendi kendine "Hele bir düğün
olsun. Bırakırım avı. Zaten bu geyikler tuhaf
yaratıklar. Anlamadım gitti."
Günlerden bir gün, Halil yine tüfeği omuzunda,
atının sırtında tırmanmış kayalara. Bir de ne
görsün, tam karşısındaki kayanın üstünde duruyor
Alageyik. Yanında da bir yavru. Bir yavru ki, daha
boynuzları çıkmamış. Tüyleri pırıl pırıl. Acemi.
Ürkek.
Halil dar atmış kendini attan aşağı. Siperlemiş
kayayı. Basmış tetiğe. Yavru debelenmeye başlamış.
Tüfeğini Alageyiğe çevirmiş Halil bu kez. Çevirmiş
ama, Alageyik zıplayıp kaybolmuş birden. Varmış,
sırtlamış yavru geyiği, dönmüş köyüne. Dönmüş ya,
anası açmış ağzını, yummuş gözünü. "Anayı yavrudım
ayıran iflah olmaz. Bu son olsun, vazgeç oğul" diye
yeniden yakarmış. Ne derse boş! Olan olmuş. Halil de
pişmanlık duymuş aslında. Ama, ne gelir elden. Bu
efsaneyi anlatanlar der ki, Halil epey bir zaman ava
gitmedi. Ta ki, düğün gecesine dek. Davulların,
zurnaların eşliğide gerdeğe girdiği geceye kadar,
tüfeğine el sürmedi Halil. Sürmedi ama, gözü gönlü
dağlarda. Kulakları geyik sesinde. İlk özlemi,
Zeynep'ine kavuşmak, ikincisi de geyik avı. Bu iki
özlem öylesine karışır ki bazen, koparıp atamaz
birbirinden. Gün günü eskitir; özlem özlemi
kamçılar. Ve gelir düğün gününe dayanır. Dayanır ki,
bir yanda davullar zurnalar; öte yanda saz söz. Üç
gün; üç gece sürer düğün. Erkekler bir yanda halay
çekip lorke oynarken; kadınlar da kendi aralarında
eğleniyorlar. Maniler söyleyip, oyunlar oynuyorlar.
Dağdan taşınan odunlar, gece yığılır köy
meydanına... Bir ateş yakılır; sinsin ateşi. Sonra
da sinsin oynanır etrafında ateşin, güreşler
tutulur.
Üçüncü günün akşamı, güvey tıraşı yapılır. Ağır ağır
tıraş eder güveyi berber. Bir yandan da kabak
kemane, debildek çalar çengiler. Güvey tıraş
edilirken, töreler gereği herkes bir bahşiş
karşılığı şişelerle kolonya serper seyircilere. Ama
bu bahşiş dolgun bir bahşiştir. Güveyin yakınları,
arkadaşları daha çok bahşiş atmak için yarışırlar
birbirleriyle. Güveyin tıraşından sonra, sağdıçlar
oturur berber koltuğuna. Onların tıraşı da törenle
tamamlanır. Sonra güvey sağdıçların arasında düşer
yola. Bir yandan da gençler "Atalım atalım" çeker.
Karşıdan "Nereye" diye sorarlar "Herkesi sevdiğinin
kucağına" diye yanıtlarlar. Hep birden silahlar
çekilir, havaya kurşunlar sıkılır. Evin kapısına
kadar böyle sürer bu. Sonra Halil'in sırtı
yumruklanır, salınır içeriye. Gerdek odasının
kapısında telli duvağıyla Zeynep ayakta
beklemektedir Halil'i. Halil girer gerdek odasına;
girer ya kulaklarında bir uğultu, gözlerinde bir
karartı. Bir tek ses geliyor kulaklarına, geyik
sesi! Hem de evin yanından geliyor ses. Halil durur.
Kulak kabartır sesin geldiği yana. Basbayağı geyik
sesi bu. Üç günlük yoldan duysa, tanır geyik sesini
Halil. Bir durur. "Kör şeytan, kör gözüne lanet"
der. Atar adımını içeri. Daha fazla gelmeye başlar
geyik sesi. Dayanamaz, duvardaki tüfeğini kaptığı
gibi fırlar dışarı. Zeynep'e de "şimdi gelirim" der.
Ses yakından uzağa gitmeye başlar. Halil sesin
peşinde. Ses Gavur Dağları'na doğru çekilir. Halil
de peşinde. O gider ses uzaklaşır. Varır Gavurun
Dağı'na ulaşırlar. Ulaşırlar ki, ne görsün Halil.
Alageyik çıkmış bir kayanın üstüne, bakıyor Halil'e.
Ayın şavkı vurmuş ki pırıl pırıl derisi. Bir de
alaylı bakıyor ki Halil'e. Atar bir kayanın siperine
kendini Halil. Nişanlar tüfeğini. Tam tetiğe
basacak, fırlayıverir Alageyik. Kayıp! Sonra yeniden
sesi gelir yakından. Varır Halil. Bakar çıkmış bir
kayanın tepesine Alageyik. Kaya da kaya! Üç bir yanı
uçurum. Gözü kararır Halil'in. Uçurumu görecek
durumda değil. Yeniden yumulur yere. Basar tetiğe.
Alageyik yığılır kalir kayanın üstüne. Halil'de bir
heyecan, bir sevinç. "Hem Zeynep'e kavuştum, hem de
ava", diye geçirir içinden. Bir koşu geyiğin yattığı
kayaya yönelir. Tam yanına gelir Alageyiğin, atar
elini ki tutsun geyiği, Alageyik fırlar ayağa.
Fırlamasıyla da çifteyi sallaması bir olur Halil'e.
Tüfek bir yandan, Halil bir yandan boylar uçurumun
dibini.
Gerdek odasında da Zeynep bir bekler, iki bekler,
bakar geleceği yok Halil'in. Koşar tüfeğin asılı
olduğu duvara bakar. Tüfeğin yerinde yeller esiyor.
Fırlar allı duvağıyla dışarı Zeynep. Fırlar da
anlatır durumu sağdıçlara. Herkeste bir merak, bir
telaş. Nerdeyse gün ağaracak, Halil yok ortalıkta.
"Gerdek gecesi güvey kalır mı dışarda. Mutlakza
başına bir iş geldi" derler. Köy gençleri gruplar
halinde düşerler dağ yoluna. Şu tepe senin, bu tepe
benim. Adım adım,
Derler ki, köy gençleri ve al duvaklı Zeynep,
Halil'in düştüğü uçurumun kenarına ulaştıklarında,
Halil'in sesi bir inilti gibi geliyordu uçurumun
dibinden. "İp salalım çekelim yukarı" derler. Diyene
kalmaz ses seda kesilir Halil'de. Zeynep'tir bir al
duvağına bakar, bir uçurumun dibinde yatan Halil'e.
"Sensiz dünya haram bana" der, bırakır kendini
Halil'in yattığı uçurumun dibine.
O gün, bugündür bir ses gelir kayalıklardan. Uğuldar
uğuldar bir türkü olur. Bu ses geyik avına tövbeler
eden Halil'in yanık sesidir der duyanlar.
Bu efsaneyi, dilden dile; kulaktan kulağa
ulaştıranlar birşey daha derler. Uçurumun dibindeki
iki sevgilinin mezarlarının üstünde, her yılın
ilkbaharında, aynı günlerde, tam seher vakti tanyeri
ağarırken iki tek çiçek açar. Bu çiçeğin biri
kırmızı, duvak renginde, öteki mavi açar. Tam
çiçekler boylanıp, birbirine kavuşacakken, ötelerden
bir geyik uçarak gelir, çiçekleri yer. Bu her yıl
böyle sürer gider. Çiçekler kavuşamaz birbirine.
ALAGEYİK
Ben de gittim bir geyiğin avına,
Geyik çekti beni kendi dağına,
Tövbeler tövbesi geyik avına.
Gidin arkadaşlar kaldım kayada,
Siz gidin yoldaşlar kaldım burada
Ben giderken kaya başı kar idi,
Yel vurdu da ılgıt ılgıt eridi,
Ak bilekler taş üstünde çürüdü,
Gidin arkadaşlar kaldım kayada,
Siz gidin yoldaşlar kaldım burada.
Esvabım bohçada basılı kaldı,
Tüfeğim duvarda asılı kaldı,
Nişanlım da benden küsülü kaldı,
Gidin arkadaşlar kaldım kayada, Siz gidin yoldaşlar
kaldım burada.
Kaynak:
Yaşar Özürküt
Öyküleriyle Türküler 1
İstanbul, 1999 |
|
|